9 Mayıs 2010 Pazar

Sana baktım, sen bilmezsin.

"Tek kişiyim ben hala
Ayıldım düşlerimden daha dün
Hiç uğruna üzüldüm
Çarşılara süzüldüm daha dün
Tek kişiyim ben hala
Ayrıldım dünlerimden daha dün
Para verdim bişey aldım
Sana baktım sen bilmezsin
Aradım seni savaş meydanında
Sonrası eve dönüş ki yalnızlık dahildir içine.."

Aramızda ilginç bir iletişim vardı onunla. Ben içimden konuşma eylemini daha bir benimsemiştim sesli konuşmaktansa.. Ama zaten ona bir şeyler söylememe gerek yoktu çünkü beni çok iyi tanıyordu. Kısa bir süre geçirmemize rağmen birlikte, o kadar çok anı sığdırmıştık ki o zamana, beni tanımasına yetmişti paylaştıklarımız. Hani hiç rahatsızlık hissetmeden saatlerce sessiz kalabileceğiniz insanlar vardır ya, onlardandı.. Konuşmak zorunda hissetmemek kadar güzel bir his var mı? Beraber sessizliğin dibine vurabiliyorduk, eğleniyorduk da bu durumdan. Konuşulmayan anlarda insanların daha iyi anlaştıklarını birbirlerini daha iyi tanıdıklarını savunurdum, doğruydu. Koltuklarda karşılıklı otururken yapmadığımız eylem konuşmaksa, yaptığımız eylem birbirimizi izlemekti. İzlemek. Anahtar kelime. İnsanları izleyerek tanırsınız. Gülümsemelerini, duruşlarını, oturuş şekillerini izlersiniz. Daha çok konuşsak daha çok yalan sözler çıkacaktı dudaklarımızdan, sessizliğimiz dürüstülüğümüzün bir göstergesiydi aslında. Çünkü; yalancılar konuşur hiç ama hiç susmadan konuşurlar.

Çok şey beklemiyorduk birbirimizden belki de iyi anlaşmamızın nedenlerinden biriydi beklentilerimizin bu denli düşük olması. Çok bekleyen insan daha çok hayal kırıklığına uğrar ya hani, sanki ikimiz de bu hayal kırıklığını bir şekilde tatmıştık da beklentilerimizi minimuma indirmiştik. İnsandık yahu biz, ne bekleyebilirdik birbirimizden? İşte bu sebeple biribirimize gösterdiğimiz en küçük iyi niyet belirtileri büyük mutluluklar salgılıyordu beynimizde. Az dozlarla birbirimize hissettirdiklerimiz yetiyordu da artıyordu bile yaşamak için. İyi geliyorduk birbirimize evet.

Mimikler.. Karşımdaki insanın mimiklerine çok dikkat ediyormuşum meğer. Öyle söyledi. Yeni farkettim onu bir tablo gibi izlediğimi. Mimikleri severim hatta sevdiğim insanlar ve uyuz olduklarım büyük ihtimal mimiklerine göre ayrılıyorlardır. Hayır ama öyle insanlar var ki ve o insanların öyle garip mimikleri var ki.. Ama onun mimklerini çok severdim. Hiç konuşmadan beni güldürebilirdi mimikleriye sonra ağlayabilirdim onun ifadeleriyle. Her duyguyu yaşattı bana hiç konuşmadan. Onunla olmak dört mevsimi de aynı anda yaşayıp soğuk sularda üşüyüp alevlerde yanmak gibiydi. Bu çeşitliliği ne kadar da hoşuma gidiyordu! Dudaklarında eriyip teninde yok oluyordum sonra baştan yaratıyordu beni. Bir gün vardı, sonra yoktu. Şaşırmadım ki, yapardı o öyle arada..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder