20 Nisan 2010 Salı

Dos and Don'ts

Amma uzun günler yaşıyorum. Tam işten eve yorgun gelmiş eline televizyon kumandasını alıp koltukta uyuklayan kocalar gibiyim yani. İspanyolca kursuma borçluyum bu yorgunluğu gerçi normalde 8de evde olabilecekken Cervanteste yaşanan sıkıntılar nedeniyle 10da varıyorum evime. En azından varıyorum yani.

Yılışık insanları sevmiyorum blog. Daha merhaba deyip elimi sıkarken ki güşülünden anladım ben onun ne mal olduğunu. Mütercim-Tercümanlık okuduğumu söylediğimde 'güzel de kızsın simultane tercümanlık yakışır sana' demesiyle ona korkarak bakmamı sağladı. Yok abi yılışık olmayın. Hemen yavşamayın bari biraz sabredin be! Böyle insanlar korkutuyor bak beni. Gerçi latin dansı yaptığını öğrendiğimde ilgimi çekmeyi kısmen başarmıştı ne yalan söyleyeyim, hatta bir kaç figür bile gösterdi yılışıklığına yılışklık katmak için. Bu adamı her salı ve perşembe görecek olmaktır beni şu anda korkutan. "Uzak dur!"

Yeni bir insan tanımak çok zor geliyor bazen. Hani alıştığımız, her davranışını bildiğimiz, ne konuşacağını kestirdiğimiz insanlar vardır, arkadaşlar, eski dostlar hatta eski sevgililer ki bundan dolayıdır ne zaman başımız sıkışsa ne zaman yalnız, korumasız hissetsek bu insanlara sığınırız. Ama işte öyle bir dönem gelir ki, artık eskilere sığınma zamanları geçmiştir ve mecbursunuzdur yeni insanlara. Tanımaktan korkmamak gerekir o an, sabretmek dayanmak gerekir, e benim de yapacağım tam olarak budur.

Beyoğlu'nda bir pasajdan içeri girip de karşılaşacağınız çaybahçesinde oturup çay içip sohbet etmek huzurdur. Ne güzeldir. Huzur kavramı kişiden kişiye farklılık gösterse de herkes ister hayatının huzurlu olmasını. Gerçi ben arada o huzurdan bile sıkılabilen bir insanım ama.. Biliyorum. Çabuk sıkılan, çabuk tüketen bir insan oluveriyorum bazen. Yapmamak lazım. Yapmamam lazım. Belki daha çok olgunlaşmaya ihtiyacım vardır. Vardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder