7 Nisan 2010 Çarşamba

the reason why.

Bak bugün aklıma hangi sahne geldi...

Sabah 4 e geliyordu saat. Çok içmiştik. Şu herzamanki barlardan birinden çıkıyorduk. Arkadaşlar nerdeydi? Hatırlamıyorum. Herkes bir yerlere kaçışmıştı. Evlerine dönenler olmuştu. Harbi hatırlamıyorum pek net. Kafam iyiydi; ancak bardaktan boşalırcasına yağan yağmur kendime getirmişti beni. Sana da söylemiştim, "yağmurda yürümeyi çok severim ben" diye. Onun üzerine zaten yürümeye başladık o yağmurda, üstümüzde incecik giysiler,sırf centilmenlik olsun diye verdin ceketini e ben de izin verdim centilmenlik yapmana oysa sen de üşüyordun. E bu da sarılarak yürüme bahanemizdi bizim o güzel sokaklarda. Ne güzel bir şehrdi o öyle. Hele o saatte ve yağmurla ıslanmışken.

Sen çok konuşuyordun herzamanki gibi. Sonra benim telafuz yanlışlarıma takılıp saatlerce alay ettin. Önce çok kızdım, daha sonra alıştım sana. Ben de eğleniyordum artık senle birlikte. Hatta ben de seninle alay ediyordum şu aslında hayran olduğum İngiliz aksanınla.

Sonra kaybolduk o şehirde. İnan umrumda değildi kaybolmak. Biliyorum senin de umrunda değildi o an hiçbir şey. Hatta mutlu olmuştum sanırım, kaybolmak yağmurda seninle daha çok yürüyebilmek demekti. Bu durum benim için pek hoştu.

Bambaşka bir ülkenin herhangi bir şehrinde, bambaşka bir ülkeden gelen biriyle el ele yağmurda yürüyüp bu kadar mutlu olacağıma inanamazdım, dedin. Ben de inanamıyordum aslına bakarsan. Vücudumzdaki alkol oranının da etkisi büyüktü o anki mutluluğumuzda tabi. Ama güzeldik, iyiydik gerisinin ne önemi vardı?

Hayır, iki insanın sadece öylesine, tesadüf sebebiyle bir araya geleceğine inanmam ben. Her şeyin bir nedeni vardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder