Hep aynı geyiği yapıyorum belki ama geçen sene şu günlerde bambaşka bir ülkenin bambaşka bir şehrinde olduğum gerçeğini kabullenemiyorum. Hayal gibi geliyor, hiç gitmemişim gibi. Yine blog yazmaya aralık sonu başlamıştım. Kış mevsimi verimli geçer bir çok açıdan, o yüzden seviyorum kışı. Sonra kışın sıcak evde oturup elinde sıcak çikolatan müzik dinlemek bir lükstür mesela. Bunu seviyorum. Geçen senenin bu dönemine ait bazı şarkılar var ilginçtir ki hala onları dinliyorum sık sık. jay jay olsun, elliott smith olsun ve leonard cohen olsun, İspanya' daki kışımı onlarla bağdaştırmışım. İnsan oğlu doyumsuz ve nankör ya hani, işte tam öyleyim ben de.
Oradayken burada olma isteği ve buradayken orada olma isteği sıkıntı yaratıyor haliyle.Şimdi tek hedefimiz İzmir' dir. İleri.
Sabah 9'da nispeten boş olan Kadıköy ve Moda sokaklarını seviyorum. Sabah 9' da vapur iskelesine kadar gitmişken okula gitmekten vazgeçip yine kulağımda mp3 üm sokaklarda boş boş dolanmayı seviyorum.
Dertli değil; hüzünlüyüm. Hüznü seviyorum. Dertli insanla hüzünlü insan arasındaki müthiş farkı çok pis geyik yaparak anlatırdım da üşeniyorum. Ah üşengeçliğimi bir kenara bıraksam daha neler neler yapacağım zaten.
Kelime oyunlarıyla gelmeyin bana, ben sıkıntılarımı ve arzularımı dolandırmadan açık açık anlatırım.
30 Aralık 2010 Perşembe
27 Aralık 2010 Pazartesi
dilemma
Tamam, plan belli. Yorgun bir okul çıkışı Kadıköy' ün barlarından birine gidilecek ve birileri görülecektir. Birileri beklemededir. Birilerini görmeye isteklidir de bu kız, bu istek iyi de hissettir. Fakat spor salonunun önünden geçerken karşılaşılacak M. hesaba katılmış mıdır? Hayır, çünkü böyle karşılaşmalar sadece filmlerde olur.
Baştan alıyorum. Okul çıkışı Kadıköy, barlar sokağına doğru yürürken önünden geçtiğim spor salonunun kapısından o anda çıkan M. yi görmek günümü alt üst etmiş olabilir, kabul ediyorum. Ama alt üst etmeyecek gibi değil kendisi. O hayatımda olduğu sürece, bir başkasıyla mutlu olabileceğim fikrine biraz yabancı bakıyorum. Onu hayatımdan çıkarmak mı? Yok, bunu demeyin.
Fiziksel arzularla, duygusal bağların arasında çok kesin ve aşılmaz sınırlar olduğunu düşünmediğimden dolayı, ne zaman neyi hissettiğimi de kestiremiyorum bir süredir ve sanki ikisi birbirine girip beni ikilemlerde bırakıyorlar.
Peki ama tam da iyimser duygularla yaklaştığım bir adamı görmeye giderken, kalp atışlarımı hızlandıran M' yi görmem bir işaret midir acaba? Yani bana birileri, "M. varken başkasını ne yapacaksın be salak?" mı demek istiyor? Cevap bekliyorum.
İlk öpüşme. Yok yok öyle değil, ilk yanaktan öpüşme, masum bir öpüşme. Art niyetsiz. En azından tek taraflı bir şekilde masum. Benim tarafımdan çok da masum olmayabilir. Kola dokunmak.. Basit, sıradan bir kola değmek.. Ama dokunan onun eli, kol benim kolum olunca sanki enerji patlaması yaşanıyor.Dudaklar! Dudaklara odaklan.
"Dudaklardan tanımalıydım." Evet o dudakları nerede görsem tanırım.
Bir eylemin sadece fikrinin yanlış olduğunu düşündüğüm için, kendimi yanlış hissetmeye zorladığımı bilirim. Kendimi, garip, hatalı ya da farklı hissetmememe rağmen sırf teorik bir şekilde 'kötü' olgusuyla çarpıştığımı bilirim. Yanlış hissetmeye zorlamamalı insan kendini, normal olanı sevmeli ve tadını çıkartmalı.
Rutin ve sıkıcı uzun bir dönemden çıkıp, ikilemlerle ve çeşitli atraksiyonlarla dolu bir döneme girmek.. Hangisi daha iyi bilemedim şimdi.
Not: dudak, beyaz ten, hafif çekik siyah gözler, büyük dudaklar, kahverengi deri ceket, güzel gülümseme, dudak.
Baştan alıyorum. Okul çıkışı Kadıköy, barlar sokağına doğru yürürken önünden geçtiğim spor salonunun kapısından o anda çıkan M. yi görmek günümü alt üst etmiş olabilir, kabul ediyorum. Ama alt üst etmeyecek gibi değil kendisi. O hayatımda olduğu sürece, bir başkasıyla mutlu olabileceğim fikrine biraz yabancı bakıyorum. Onu hayatımdan çıkarmak mı? Yok, bunu demeyin.
Fiziksel arzularla, duygusal bağların arasında çok kesin ve aşılmaz sınırlar olduğunu düşünmediğimden dolayı, ne zaman neyi hissettiğimi de kestiremiyorum bir süredir ve sanki ikisi birbirine girip beni ikilemlerde bırakıyorlar.
Peki ama tam da iyimser duygularla yaklaştığım bir adamı görmeye giderken, kalp atışlarımı hızlandıran M' yi görmem bir işaret midir acaba? Yani bana birileri, "M. varken başkasını ne yapacaksın be salak?" mı demek istiyor? Cevap bekliyorum.
İlk öpüşme. Yok yok öyle değil, ilk yanaktan öpüşme, masum bir öpüşme. Art niyetsiz. En azından tek taraflı bir şekilde masum. Benim tarafımdan çok da masum olmayabilir. Kola dokunmak.. Basit, sıradan bir kola değmek.. Ama dokunan onun eli, kol benim kolum olunca sanki enerji patlaması yaşanıyor.Dudaklar! Dudaklara odaklan.
"Dudaklardan tanımalıydım." Evet o dudakları nerede görsem tanırım.
Bir eylemin sadece fikrinin yanlış olduğunu düşündüğüm için, kendimi yanlış hissetmeye zorladığımı bilirim. Kendimi, garip, hatalı ya da farklı hissetmememe rağmen sırf teorik bir şekilde 'kötü' olgusuyla çarpıştığımı bilirim. Yanlış hissetmeye zorlamamalı insan kendini, normal olanı sevmeli ve tadını çıkartmalı.
Rutin ve sıkıcı uzun bir dönemden çıkıp, ikilemlerle ve çeşitli atraksiyonlarla dolu bir döneme girmek.. Hangisi daha iyi bilemedim şimdi.
Not: dudak, beyaz ten, hafif çekik siyah gözler, büyük dudaklar, kahverengi deri ceket, güzel gülümseme, dudak.
25 Aralık 2010 Cumartesi
Ortaçgil' i sever misiniz? Öyleyse devam.
"bu iş çok zor yonca,
çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur."
Sarı sokak lambalarına gizlenmiş karanlık Moda sokaklarında köşe kapmaca oynayalım mı? Çok zevklidir.
İyiyle kötü her zaman birlikteydi. Hiçbir zaman kontrast oluşturmadılar aslında, tam tersine birlikte hareket ettiler. Oransal farklılıklar vardı sadece aralarında. Ama hiçbir zaman 'temiz' gerçekten temiz olmadı. Kötü ise küçük masumluklar barındırdı içinde, salt bir kötülük söz konusu değildi.
Peki ya çelişkiler? Bu arada kalmalar? Kendinle savaş vermeler? Bunlar ne olacak? Kendimi bembeyaz bir fonda hayal ediyorum. Göz kamaştırıcı bir beyazlık. Beyazdan başka renk yokmuş gibi, nihayetinde tüm renkler beyazdan çıkmıyor mu, geri beyaza dönebilirler o zaman. Dönsünler.
Tutku yeri geldiğinde çok zararlı bir duyguya dönüşüyordu. Kontrolsüz insan olmamak gerekiyordu, oysa ben kontrolsüzün en alası oluyordum kimi zaman. Hep beni kontrol edecek insanlar vardı karşımda, şanslıydım da bu açıdan. Dengeler kurulursa sorun yok demekti. Bilmiyordum ki dengeler narindi ve anında yıkılırlardı. Hayat insana çok şey öğretiyordu.
Tam şu an bir Avrupa kentinde Christmas kutluyor olmak isterdim. O güzel süslemelerin, ışıkların altında kol kola yürüdüğüm insan, çam ağacına hayranlıkla bakan gözler, kilise çanları..
Burada değil de orada olmalıydık.
çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur."
Sarı sokak lambalarına gizlenmiş karanlık Moda sokaklarında köşe kapmaca oynayalım mı? Çok zevklidir.
İyiyle kötü her zaman birlikteydi. Hiçbir zaman kontrast oluşturmadılar aslında, tam tersine birlikte hareket ettiler. Oransal farklılıklar vardı sadece aralarında. Ama hiçbir zaman 'temiz' gerçekten temiz olmadı. Kötü ise küçük masumluklar barındırdı içinde, salt bir kötülük söz konusu değildi.
Peki ya çelişkiler? Bu arada kalmalar? Kendinle savaş vermeler? Bunlar ne olacak? Kendimi bembeyaz bir fonda hayal ediyorum. Göz kamaştırıcı bir beyazlık. Beyazdan başka renk yokmuş gibi, nihayetinde tüm renkler beyazdan çıkmıyor mu, geri beyaza dönebilirler o zaman. Dönsünler.
Tutku yeri geldiğinde çok zararlı bir duyguya dönüşüyordu. Kontrolsüz insan olmamak gerekiyordu, oysa ben kontrolsüzün en alası oluyordum kimi zaman. Hep beni kontrol edecek insanlar vardı karşımda, şanslıydım da bu açıdan. Dengeler kurulursa sorun yok demekti. Bilmiyordum ki dengeler narindi ve anında yıkılırlardı. Hayat insana çok şey öğretiyordu.
Tam şu an bir Avrupa kentinde Christmas kutluyor olmak isterdim. O güzel süslemelerin, ışıkların altında kol kola yürüdüğüm insan, çam ağacına hayranlıkla bakan gözler, kilise çanları..
Burada değil de orada olmalıydık.
23 Aralık 2010 Perşembe
Avaz Avaz
Beynimde avazı çıktığı kadar bağıran insanlar var. En kötüsü, seslerini sadece ben duyabiliyorum. Kendi kendime bağırıp, kendi canımı çıkartıp kendime üzülüyorum. Bütün bunlar olurken, bir ikinci şahıs anlamıyor bile içinde bulunduğum ruh halini. Kimseye çaktırmıyor, rolümü iyi oynuyorum.
Birbirimize ne kadar güçlü görünmeye çalışıyorsak, o kadar güçsüzüz içimizde. Ben ki, duygularımı yüzeyde yaşayan saklamayan biriyken ve buna rağmen güçsüzlüklerimi ört bas etmeye çalışırken, bir başkasından bana zayıflıklarını ve zaaflarını açıklamasını nasıl beklerim?
Evimde ağlayıp, krizler geçirip sonra dolabımdan en son aldığım kıyafetlerimi giyip ve makyajımı yapıp çıkıyorsam evden, sen tabi ki farkında olamazsın yaşadıklarımın. Ne seni ne de bir başkasını suçlamıyorum bunun için. Yine kendimi suçluyorum.
"Çoktular ama yoktular." diye şarkılar söylüyorum bugün yine, dönüp dönüp aynı noktaya gelmekten sıkıldım, hem de çok. Bir senedir gıdam yol almaz mı insan? Bazen almıyor işte.Eski kitaplarımı raflarından çıkarıp çıkarıp okuyorum. Aynı kitabı kaçıncı kez okuyorum kim bilir..
Oysa ben sadece asıl olan' ı istiyorum. Kalp çarpıntısını, baktığımda kelimeleri art arda getirmeyi beceremediğim o güzel suratı istiyorum. Asıl olan' ın etrafında dolanıp duran kuklalarla zaman harcıyor ve asıl olana ulaşamıyorum. Bazen her istediğini elde edemiyor insan.
Zaaflarımız konuşuyor bazen sadece ve biz susuyoruz. Zaafların ve zaaflarım bizi ele geçiriyorlar sonra alevler sarıyor etrafımızı, biz biz olmaktan çıkıyoruz. "Zaaf kötüdür, nokta." dememe rağmen neden vazgeçemiyorum senden?
Son bir isteğim var öyleyse, Moda' yı istiyorum. Kırmızı şarabımı ve denizi istiyorum. Sonra da orada ölmek istiyorum.
Birbirimize ne kadar güçlü görünmeye çalışıyorsak, o kadar güçsüzüz içimizde. Ben ki, duygularımı yüzeyde yaşayan saklamayan biriyken ve buna rağmen güçsüzlüklerimi ört bas etmeye çalışırken, bir başkasından bana zayıflıklarını ve zaaflarını açıklamasını nasıl beklerim?
Evimde ağlayıp, krizler geçirip sonra dolabımdan en son aldığım kıyafetlerimi giyip ve makyajımı yapıp çıkıyorsam evden, sen tabi ki farkında olamazsın yaşadıklarımın. Ne seni ne de bir başkasını suçlamıyorum bunun için. Yine kendimi suçluyorum.
"Çoktular ama yoktular." diye şarkılar söylüyorum bugün yine, dönüp dönüp aynı noktaya gelmekten sıkıldım, hem de çok. Bir senedir gıdam yol almaz mı insan? Bazen almıyor işte.Eski kitaplarımı raflarından çıkarıp çıkarıp okuyorum. Aynı kitabı kaçıncı kez okuyorum kim bilir..
Oysa ben sadece asıl olan' ı istiyorum. Kalp çarpıntısını, baktığımda kelimeleri art arda getirmeyi beceremediğim o güzel suratı istiyorum. Asıl olan' ın etrafında dolanıp duran kuklalarla zaman harcıyor ve asıl olana ulaşamıyorum. Bazen her istediğini elde edemiyor insan.
Zaaflarımız konuşuyor bazen sadece ve biz susuyoruz. Zaafların ve zaaflarım bizi ele geçiriyorlar sonra alevler sarıyor etrafımızı, biz biz olmaktan çıkıyoruz. "Zaaf kötüdür, nokta." dememe rağmen neden vazgeçemiyorum senden?
Son bir isteğim var öyleyse, Moda' yı istiyorum. Kırmızı şarabımı ve denizi istiyorum. Sonra da orada ölmek istiyorum.
21 Aralık 2010 Salı
masum ve beyaz mı? evet, o benim.
Bizler bugüne bugün, Zincir gibi bir barda zorla jay jay çaldırmış insanlarız helal bize.
O değil de yüzümden 'temiz aile kızı' imajı akıyor sanırım, istisnasız herkes mi beni 'temiz, masum ve beyaz' diye nitelendirir? Yok böyle bir şey. İngiliz'i de Türk'ü de, ilk sevgilim de bugün tanıştığım adam da aynı sıfatı kullanıyorsa masumluğum tasdiklenmiş demektir. Teşekkürler.
Gitti mi 100 sayfa, kaldı mı geriye 450 sayfa.. Giden sayfa çok da kalan sayfa da baya çok hani, çevir çevir bitmiyor ulan.
Her pazartesi almanca derslerinden ispanyolca kursuna gitmem gerek deyip yarım saat kadar önce çıkmaya alıştım ya, bugün de kursum bitmiş olmasına rağmen dersten erken çıkmaktan alamadım kendimi. Kursa değil de Kadıköy' e takılmak için erken çıkmak daha hoş oluyormuş.
Facebook Chat' ten nefret ediyorum. Küçük bir yere yazmak zorundasın falan sinir bozucu.
İspanyolca' dan da 10 üzerinden 9' umu alır, havamı da atarım.
Adios amigos.
O değil de yüzümden 'temiz aile kızı' imajı akıyor sanırım, istisnasız herkes mi beni 'temiz, masum ve beyaz' diye nitelendirir? Yok böyle bir şey. İngiliz'i de Türk'ü de, ilk sevgilim de bugün tanıştığım adam da aynı sıfatı kullanıyorsa masumluğum tasdiklenmiş demektir. Teşekkürler.
Gitti mi 100 sayfa, kaldı mı geriye 450 sayfa.. Giden sayfa çok da kalan sayfa da baya çok hani, çevir çevir bitmiyor ulan.
Her pazartesi almanca derslerinden ispanyolca kursuna gitmem gerek deyip yarım saat kadar önce çıkmaya alıştım ya, bugün de kursum bitmiş olmasına rağmen dersten erken çıkmaktan alamadım kendimi. Kursa değil de Kadıköy' e takılmak için erken çıkmak daha hoş oluyormuş.
Facebook Chat' ten nefret ediyorum. Küçük bir yere yazmak zorundasın falan sinir bozucu.
İspanyolca' dan da 10 üzerinden 9' umu alır, havamı da atarım.
Adios amigos.
19 Aralık 2010 Pazar
jay jay.
Hafta sonu var mıydı ki hafta başı geldi? Ben anlamadım bu işi. Haftanın 6 günü okulda geçince böyle oluyor demek.
Beynim sulanma noktasına geldi artık. Politika çevirisi, hukuk çevirisi, roman çevirisi, politika çevirisi, hukuk çevirisi, simultane... Böyle gidiyor yaşam serüvenim. Çok heyecanlı gerçekten(!)
Bir gün, uzun zamandır yapmayı planladığınız buluşmaların, görüşmelerin zamanı gelir. Zamanı gelenden kaçılmaz; aksine tadı çıkarılır.
Formasyon dersleri, S.A. olmasa hayatta çekilmezdi. Yaşamımı bir radde daha çekilebilir kıldığı için kendisine müteşekkirim.
En son aldığım karar; Mart ayında spor salonu üyeliğimi bir yıl daha uzatmak oldu. Bence çok yerinde bir karar oldu.
Bazen en beklenmedik günün en beklenmedik saatinde, en beklenmedik olaylar yaşayıp beklenmedik insanlarla tanışıyoruz. Ben bu 'beklenmedik' kısmını çok sevdim.
İKSV' ye CV mi yollamış bulunmaktayım, beni staja alırlarsa yok benden mutlusu.
Dün oturduğum kafede şarap isteyince, garson kız kimliğimi görmek istedi. Gülüşmeler, espriler yapıldı ardından kimliğimi görünce "ooo 90'lı" dedi sanki orada 60'lı yazıyormuş falan gibi. Gerçi 60'lı bile olsam öyle bir tepki vermezdi. İşte o an "ooo büyümüşüm" diye düşündüm. Hele bugün staj başvurusu yapınca büyüdüğümden emin oldum.
Jay Jay Johanson, benim için İspanya' nın kışıdır. Geçen seneydi, bu dönemlerde Christmas tatili dolayısıyla pek bir yalnız kalmıştım ben uzaklarda. Üstün vardı işte, en güzel şarkıları paylaşırdı benimle. "she doesn't live here anymore" ladır jay jay' in hayatıma girişi. Ah, ne güzel bu adamın sesi. Şimdi ise "alone again" zamanı, dinleyin.
Sevgiler.
Beynim sulanma noktasına geldi artık. Politika çevirisi, hukuk çevirisi, roman çevirisi, politika çevirisi, hukuk çevirisi, simultane... Böyle gidiyor yaşam serüvenim. Çok heyecanlı gerçekten(!)
Bir gün, uzun zamandır yapmayı planladığınız buluşmaların, görüşmelerin zamanı gelir. Zamanı gelenden kaçılmaz; aksine tadı çıkarılır.
Formasyon dersleri, S.A. olmasa hayatta çekilmezdi. Yaşamımı bir radde daha çekilebilir kıldığı için kendisine müteşekkirim.
En son aldığım karar; Mart ayında spor salonu üyeliğimi bir yıl daha uzatmak oldu. Bence çok yerinde bir karar oldu.
Bazen en beklenmedik günün en beklenmedik saatinde, en beklenmedik olaylar yaşayıp beklenmedik insanlarla tanışıyoruz. Ben bu 'beklenmedik' kısmını çok sevdim.
İKSV' ye CV mi yollamış bulunmaktayım, beni staja alırlarsa yok benden mutlusu.
Dün oturduğum kafede şarap isteyince, garson kız kimliğimi görmek istedi. Gülüşmeler, espriler yapıldı ardından kimliğimi görünce "ooo 90'lı" dedi sanki orada 60'lı yazıyormuş falan gibi. Gerçi 60'lı bile olsam öyle bir tepki vermezdi. İşte o an "ooo büyümüşüm" diye düşündüm. Hele bugün staj başvurusu yapınca büyüdüğümden emin oldum.
Jay Jay Johanson, benim için İspanya' nın kışıdır. Geçen seneydi, bu dönemlerde Christmas tatili dolayısıyla pek bir yalnız kalmıştım ben uzaklarda. Üstün vardı işte, en güzel şarkıları paylaşırdı benimle. "she doesn't live here anymore" ladır jay jay' in hayatıma girişi. Ah, ne güzel bu adamın sesi. Şimdi ise "alone again" zamanı, dinleyin.
Sevgiler.
16 Aralık 2010 Perşembe
her yerde huni var.
Son bir kaç gündür öyle garip insanlar gördüm ki.. Her seferinde de "vay be ne garip insanlar var şu dünyada" cümlesini kurdum. Vapurda telefonundan arabesk müziğini açıp şarkıya kendisi de söylediği bir şiirle eşlik edenler mi dersiniz(arabeske lafım yok da o kalitesiz bir arabeskti yani ondan), minibüste telefonla konuşurken telefonu hoparlöre alan ve karşıdaki kadınla olan konuşmasını tüm minibüse dinletenler mi dersiniz, ki o konuşmanın içeriğinden bahsetmek pek istemiyorum "Evdeki, dayısına gitti sen gel gel bu gece bana gel, yok yarın değil bu gece gel sen." gibi cümleler vardı ama evet, en bombası ise gerçekten bizim sınıftaki 65 yaşındaki kadındı. Kendisini severim aslında ama dün gece öyle muhabbetler oldu ki mekanı terk etmek istedim. Korkumun doruğa ulaştığı cümle "Benim çok hoş bayan arkadaşlarım da var ama maalesef lezbiyen değilim." oldu. Ne oluyor bu insanlara kuzum? Normal kimse yok mu etrafta?
Dün kilisede bir konsere katıldım. Büyük bir zevkle Meryem ana için söylenen şarkıları dinledim. Her yer İspanyol kaynıyordu, kendimi İspanya' da hissettim adeta. İspanyolca kursunun bitişini de böyle kutladık. Bitişi derken, Mart' a kadar falan yani.
Yapmam gereken ödevleri ve çevirileri düşünmek ve stres yapmaktan faaliyete geçemiyorum. Mesela şu an türk kahvemi içip pink floyd' umu dinlerken bloğumu yazıyorum. Zevkli bir aktiviteden ödeve geçmek zor geliyor, zor.
Bugün yüzünde öyle alaycı bir ifade vardı ki "Naber?" derken, sanki "Bugün ağlamıyor musun ya?" diye sorar gibiydi. Ben de ona aynı alaycı ifadeyle cevap verdim gerçi. O da haklı karşısında ağlayan 20 yaşında bir kız görmek hobilerinin arasında değildir herhalde. Ama o alaycı ifadesi bile öyle güzeldi ki, kızmak bir yana sırf o ifadeyi görmek için benimle hep alay etmesine razıyım. 25 Aralıktaki partide onu yanında bir başka şahısla görürsem işte o zaman en başta anlattığım vapurda telefonundan arabesk müzik açıp kendisi de bağıra bağıra eşlik eden abiye döneceğim, bunu da buraya yazıyorum.
Dün kilisede bir konsere katıldım. Büyük bir zevkle Meryem ana için söylenen şarkıları dinledim. Her yer İspanyol kaynıyordu, kendimi İspanya' da hissettim adeta. İspanyolca kursunun bitişini de böyle kutladık. Bitişi derken, Mart' a kadar falan yani.
Yapmam gereken ödevleri ve çevirileri düşünmek ve stres yapmaktan faaliyete geçemiyorum. Mesela şu an türk kahvemi içip pink floyd' umu dinlerken bloğumu yazıyorum. Zevkli bir aktiviteden ödeve geçmek zor geliyor, zor.
Bugün yüzünde öyle alaycı bir ifade vardı ki "Naber?" derken, sanki "Bugün ağlamıyor musun ya?" diye sorar gibiydi. Ben de ona aynı alaycı ifadeyle cevap verdim gerçi. O da haklı karşısında ağlayan 20 yaşında bir kız görmek hobilerinin arasında değildir herhalde. Ama o alaycı ifadesi bile öyle güzeldi ki, kızmak bir yana sırf o ifadeyi görmek için benimle hep alay etmesine razıyım. 25 Aralıktaki partide onu yanında bir başka şahısla görürsem işte o zaman en başta anlattığım vapurda telefonundan arabesk müzik açıp kendisi de bağıra bağıra eşlik eden abiye döneceğim, bunu da buraya yazıyorum.
12 Aralık 2010 Pazar
my heart is open to you.
Hiç karşınızdaki insanın yüzüne "Let me kiss you ulan!" diye bağırmak istediniz mi? Ben ara ara istiyorum. Yapamıyorum o ayrı tabi.
Annem bana "İlk defa gerçekten yakışıklı birinden hoşlanıyorsun." dedi. Annemin beğenisini almak bir onur ve gururdur efenim.
Spor hocam bira içme votka iç, dedi. Ben votka içmem; şarap içerim, dedim. Güzel, dedi.
Bugün çevirilerimi bitirdikten sonra biraz boş zamanım kaldı, ben o boş zamanı yadırgadım.
Bu çarşamba ispanyolca kursum bitiyor! Sonsuza kadar olmasa da Marta kadar bitiyor. Haftada 10 saat kazanacağımı düşünürsek ben o 10 saatin yarısını spora, yarısını da çeviriye ayırırsam süper olacak. Hesaplara gel yalnız.
Oğlum insanın sevgili olması bir dert, olmaması bir dert. Erkek milleti genel olarak öküzlüğün sınırlarını zorlayıp öyle doğumgünü gibi özel günleri hatırlayamadıklarından kadın bünyesinde sıkıntı oluşturuyorlar. Bunlar kadın, ilgi ister, özen ister demiyorlar. İşte böyle zamanlarda oh be kafam rahat, diyebiliyorum.
Geçen gün spor salonunda bir başka spor hocası "Sporu kadınlara benzetiyorlar 4,5 gün ilgi vermeyince nasıl kadın ilgi isteytip küsüyorsa spor da öyledir." dedi. Ben fazla sesli kahkaha atıp "valla doğru" dedim. M. ise benim kahkahama, kahkaha attı. Yerim.
Geçen hafta İ.K ile toplu taşıma araçlarında fazla sesli güldük diye kaç kere uyarıldık bilmiyorum. Gören de çok mutluyum falan sanacak.
Not1: Cengiz Han' ı sevmedim, sevemedim.
No2: Şunu dinle; Morrissey- Let me kiss you
"Close your eyes, and think of someone, you physically admire,
and let me kiss you, let me kiss you..
but then you open your eyes, and you see someone, that you physically despise
but my heart is open
my heart is open to you.."
Annem bana "İlk defa gerçekten yakışıklı birinden hoşlanıyorsun." dedi. Annemin beğenisini almak bir onur ve gururdur efenim.
Spor hocam bira içme votka iç, dedi. Ben votka içmem; şarap içerim, dedim. Güzel, dedi.
Bugün çevirilerimi bitirdikten sonra biraz boş zamanım kaldı, ben o boş zamanı yadırgadım.
Bu çarşamba ispanyolca kursum bitiyor! Sonsuza kadar olmasa da Marta kadar bitiyor. Haftada 10 saat kazanacağımı düşünürsek ben o 10 saatin yarısını spora, yarısını da çeviriye ayırırsam süper olacak. Hesaplara gel yalnız.
Oğlum insanın sevgili olması bir dert, olmaması bir dert. Erkek milleti genel olarak öküzlüğün sınırlarını zorlayıp öyle doğumgünü gibi özel günleri hatırlayamadıklarından kadın bünyesinde sıkıntı oluşturuyorlar. Bunlar kadın, ilgi ister, özen ister demiyorlar. İşte böyle zamanlarda oh be kafam rahat, diyebiliyorum.
Geçen gün spor salonunda bir başka spor hocası "Sporu kadınlara benzetiyorlar 4,5 gün ilgi vermeyince nasıl kadın ilgi isteytip küsüyorsa spor da öyledir." dedi. Ben fazla sesli kahkaha atıp "valla doğru" dedim. M. ise benim kahkahama, kahkaha attı. Yerim.
Geçen hafta İ.K ile toplu taşıma araçlarında fazla sesli güldük diye kaç kere uyarıldık bilmiyorum. Gören de çok mutluyum falan sanacak.
Not1: Cengiz Han' ı sevmedim, sevemedim.
No2: Şunu dinle; Morrissey- Let me kiss you
"Close your eyes, and think of someone, you physically admire,
and let me kiss you, let me kiss you..
but then you open your eyes, and you see someone, that you physically despise
but my heart is open
my heart is open to you.."
11 Aralık 2010 Cumartesi
merhaba ben öykümsü, bugün spor salonunda ağladım.
Hani bazen her şey üst üste gelir,moraliniz bozulmuştur, ağlamak için yer ararsınız ve olabilecek en saçma durumda, en saçma mekanda ağlamaya başlarsınız ya işte ben bugün o ağlama işlemini spor salonumda yaptım. Evet, resmen spor salonunda oturup ağladım. Tabi karşımdaki spor hocam bir hayli şaşırdı bu duruma; ama soğuk kanlılığını koruyarak beni teselli edici sözler söyledi, kendi hayatından örnekler verdi falan sağ olsun.
Tamam, ben böyle şakalara falan çabuk kanan bir insanım orası kesin, bunun da farkındayım. Mesela bir gün hukuk dersinde çeviri yaparken her gördüğümüz yere büyük bir zevkle "işbu" dediğimiz için, hocamız "işbu" kelimesi yasaklandı artık kullanılmıyor dedi ve ben inandım. Alay ettiler benle hep.
Geçen gün bir hocaya, 'öğretmenim' dedim. Sonra kendime şaşırdım, arkadaşım bana şaşırdı falan. Öğretmenim' i en son orta okulda söylemişimdir herhalde. Bir de Hayat Bilgisi dizisi zamanında, Perran Kutman sürekli "Hoca camide." diyordu ya o zamanlar işte.
Zorunlu kesintilerden sonra Moğollarla olan ilişkimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, sayfa 55. Geriye kaldı 495.
Öldürücü sıcakta pişmek mi, öldürücü soğukta donmak mı iyi, ben bilemedim. İkisinde de ölüyoruz.
Not: Spor hocamın bana bugün söylediği "Ben başka kimseyle seninle ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum, sana özel programlar hazırlıyorum,seni kontrol ediyorum sürekli farkında değil misin?" laflarını öyle bir yordum ki kafamda... Çok pis oldu.
Tamam, ben böyle şakalara falan çabuk kanan bir insanım orası kesin, bunun da farkındayım. Mesela bir gün hukuk dersinde çeviri yaparken her gördüğümüz yere büyük bir zevkle "işbu" dediğimiz için, hocamız "işbu" kelimesi yasaklandı artık kullanılmıyor dedi ve ben inandım. Alay ettiler benle hep.
Geçen gün bir hocaya, 'öğretmenim' dedim. Sonra kendime şaşırdım, arkadaşım bana şaşırdı falan. Öğretmenim' i en son orta okulda söylemişimdir herhalde. Bir de Hayat Bilgisi dizisi zamanında, Perran Kutman sürekli "Hoca camide." diyordu ya o zamanlar işte.
Zorunlu kesintilerden sonra Moğollarla olan ilişkimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, sayfa 55. Geriye kaldı 495.
Öldürücü sıcakta pişmek mi, öldürücü soğukta donmak mı iyi, ben bilemedim. İkisinde de ölüyoruz.
Not: Spor hocamın bana bugün söylediği "Ben başka kimseyle seninle ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum, sana özel programlar hazırlıyorum,seni kontrol ediyorum sürekli farkında değil misin?" laflarını öyle bir yordum ki kafamda... Çok pis oldu.
10 Aralık 2010 Cuma
aşk acısı değil; çiğ köfte acısı.
Böyle kıro bir başlık atmamın elbette geçerli sebepleri var beyler sakin olalım. Bugün sevgili Körü,sırf bir başkasına kokmamak uğruna çiğ köfte yemeyerek hepimize ve çiğ köfteye ihanette bulundu. Bugün yaslıyız. Bugün, bir yıldız kaydı ve hepimiz bir şeyler kaybettik. Bundan sonra her yıl bugün, siyah giyinerek yasımızı tutacağız.
Spontane gezmeleri her zaman severim. Zaten şu planlı programlı sıkıcı hayatımın içinde az da olsa spontane olaylar olmasa sıkıntıdan geberirdim. Dün pek sevgili arkadaşım İ.K. radyo eksenden İKSV Salon' daki Chromatics adlı grubun konserine iki adet bilet kazanmış ve sağ olsun biletini benimle paylaşmaya karar vermiş. Ne grubun adını bilirim, ne de ne tür müzik yaptıklarını ama iş gece beyoğlunda gezmece, Nevizade' de içmece olunca her zaman varım tabi. Konser eh' di işte ama önemli olan gönüller hoş olsun. İKSV yi seviyoruz.
Gerçi konser alanındaki barda, kurmak zorunda kaldığım diyaloğu paylaşınca sizinle benim için üzüleceksiniz. Şöyle oldu;
Kız barda duran Bacardi şişelerini görünce heyecanlanır ve kaç para olduğunu sormak üzere barmene doğru ilerler.
-Bacardi ne kadar acaba? Pek sevimli barmen, kendinden pek emin bir hareketle cevap verir:
-20 lira. Tabi kız yüksek bir fiyat duyacağının bilincindedir ama bu kadarını da tahmin etmemiştir. Hayal kırıklığıyla sorar:
-Peki bira ne kadar?
-8 lira. 33' lük bira için 8 lira mı verecektir kız? Peki hiçbir şey almadan geri gidebilir mi? Maalesef bunu yapamaz ve cevap verir:
-Hmmm, peki ben bir bira alayım o zaman. Birasını alır ve bardan oldukça uzaklara gider. Bacardi hevesi kursağında kalmıştır. En yakın zamanda bir şişe bacardi almayı kafasına koymuştur.
Bir de şu konserlerde önce sevişen, sonra kavga eden, sonra barışmaya çalışarak bir daha sevişen çiftler olmasa hayat daha güzel olacak.
Bugün ilk defa Türkiye' de sangria içtim. Ama emin olun ben kendim yapsam daha güzelini yaparım, o farklı bir şey olmuş sangria olmamış dostlar. Yine de güzel olmuş.
Dört gün görüşmemenin ardından tam onu kafamdan atmışken, perşembe günü spor salonuna gidişimle yeniden canlandı aşkım. Of ulan bu kadar güzel gülümseyecek ne vardı hı? Bu kadar güzel gözlerinin, büyük dudaklarının ve beyaz teninin olması neden? Yarın gelsin, yarın.
Şeytanlarım ve meleklerim kavga halinde, hangisi galip gelecek bilmiyorum ama üzülen ben olmayacağım orası kesin. Pislik yapasım çok var bu aralar.
Bugün Lal' de tam 3 kez çalan Guns and Roses parçası "Don't cry" dır, benim için günün anlam ve önemini belirten şarkı.
Spontane gezmeleri her zaman severim. Zaten şu planlı programlı sıkıcı hayatımın içinde az da olsa spontane olaylar olmasa sıkıntıdan geberirdim. Dün pek sevgili arkadaşım İ.K. radyo eksenden İKSV Salon' daki Chromatics adlı grubun konserine iki adet bilet kazanmış ve sağ olsun biletini benimle paylaşmaya karar vermiş. Ne grubun adını bilirim, ne de ne tür müzik yaptıklarını ama iş gece beyoğlunda gezmece, Nevizade' de içmece olunca her zaman varım tabi. Konser eh' di işte ama önemli olan gönüller hoş olsun. İKSV yi seviyoruz.
Gerçi konser alanındaki barda, kurmak zorunda kaldığım diyaloğu paylaşınca sizinle benim için üzüleceksiniz. Şöyle oldu;
Kız barda duran Bacardi şişelerini görünce heyecanlanır ve kaç para olduğunu sormak üzere barmene doğru ilerler.
-Bacardi ne kadar acaba? Pek sevimli barmen, kendinden pek emin bir hareketle cevap verir:
-20 lira. Tabi kız yüksek bir fiyat duyacağının bilincindedir ama bu kadarını da tahmin etmemiştir. Hayal kırıklığıyla sorar:
-Peki bira ne kadar?
-8 lira. 33' lük bira için 8 lira mı verecektir kız? Peki hiçbir şey almadan geri gidebilir mi? Maalesef bunu yapamaz ve cevap verir:
-Hmmm, peki ben bir bira alayım o zaman. Birasını alır ve bardan oldukça uzaklara gider. Bacardi hevesi kursağında kalmıştır. En yakın zamanda bir şişe bacardi almayı kafasına koymuştur.
Bir de şu konserlerde önce sevişen, sonra kavga eden, sonra barışmaya çalışarak bir daha sevişen çiftler olmasa hayat daha güzel olacak.
Bugün ilk defa Türkiye' de sangria içtim. Ama emin olun ben kendim yapsam daha güzelini yaparım, o farklı bir şey olmuş sangria olmamış dostlar. Yine de güzel olmuş.
Dört gün görüşmemenin ardından tam onu kafamdan atmışken, perşembe günü spor salonuna gidişimle yeniden canlandı aşkım. Of ulan bu kadar güzel gülümseyecek ne vardı hı? Bu kadar güzel gözlerinin, büyük dudaklarının ve beyaz teninin olması neden? Yarın gelsin, yarın.
Şeytanlarım ve meleklerim kavga halinde, hangisi galip gelecek bilmiyorum ama üzülen ben olmayacağım orası kesin. Pislik yapasım çok var bu aralar.
Bugün Lal' de tam 3 kez çalan Guns and Roses parçası "Don't cry" dır, benim için günün anlam ve önemini belirten şarkı.
9 Aralık 2010 Perşembe
yol.
Bazen birine kırılıyorum ve neden kırıldığımı bilmiyorum. Sebebini bilmememe rağmen ya da hatırlayamama rağmen ona uzun süre içim düzelmiyor ve kızgın kalıyorum. Çok saçma değil mi lan? Ama elimden bir şey gelmiyor işte.
Facebook'ta tee ispanyada çekilmiş toplu bir fotoğrafta beni 'melezbebe' diye etiketlemiş birisi. Yapanı bulayım ödül vereceğim, 'çikolata' kelimesini kullanmadan tasvir etmiş, daha ne olsun.
En güzel şey bir cumartesi sabahı dersinizin olmadığınızı öğrenmektir. Bir cumartesi de uyuyayım lan değil mi ama.
Gap'li çocuk sen çok güzelsin ya, İÜ bahçesi de aslında pek bir güzel hani.
Dünyadaki en monoton hayat ödülünü alabilirim ben, evet. Bu monotonluğu bozmak için arada yapılan yaramazlıklar masumdur o zaman değil mi?
Şunu dinle: Replikas-Yol
Bir çiçek uzanıyor, kanlı bedenimden
Kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
Facebook'ta tee ispanyada çekilmiş toplu bir fotoğrafta beni 'melezbebe' diye etiketlemiş birisi. Yapanı bulayım ödül vereceğim, 'çikolata' kelimesini kullanmadan tasvir etmiş, daha ne olsun.
En güzel şey bir cumartesi sabahı dersinizin olmadığınızı öğrenmektir. Bir cumartesi de uyuyayım lan değil mi ama.
Gap'li çocuk sen çok güzelsin ya, İÜ bahçesi de aslında pek bir güzel hani.
Dünyadaki en monoton hayat ödülünü alabilirim ben, evet. Bu monotonluğu bozmak için arada yapılan yaramazlıklar masumdur o zaman değil mi?
Şunu dinle: Replikas-Yol
Bir çiçek uzanıyor, kanlı bedenimden
Kıvrımlarında, kaybolur yalanın.
4 Aralık 2010 Cumartesi
çok kırmızı
Boşta kalmış yalnız erkek kadar saçmalayabilen bir başka birey daha var mıdır acaba şu dünyada? Cevap net; yoktur.
Boşta kalmış yalnız kadın tehlikeli ve akıllıca oyunlar kurarken, yalnız erkek saçma cümleler kurar. (feminizmin doruklarında, oyesbebeyim.)
Esmer kadına söylenmeye çalışılan güzel sözlerden biri de "çikolata renkli kadın" dır. Bunu duymak ne kadar hoşuma gitse de bir çok erkekten aynı şeyi duymak bana bir garip geldi. Ne kadar klişesiniz lan? İlla 'çikolata' mı yani? Başka bir tanım bulana ödül var beyler.
Bir gün bir uyansam şarap şişesinde bulsam kendimi. Rakı şişesinde balık olmak yerine şarap şişesinde üzüm falan olsam, rengim çok kırmızı olsa. Güzel olurdu.
Yine bir gün bir uyansam 'beyaz ten' benim olsa.
"Güzelim" dedi. Güzelim' e odaklan. Geri kalan sözcükler neydi? Güzelim' den başka sözcük mü vardı ki? Duyamadım.
Boşta kalmış yalnız kadın tehlikeli ve akıllıca oyunlar kurarken, yalnız erkek saçma cümleler kurar. (feminizmin doruklarında, oyesbebeyim.)
Esmer kadına söylenmeye çalışılan güzel sözlerden biri de "çikolata renkli kadın" dır. Bunu duymak ne kadar hoşuma gitse de bir çok erkekten aynı şeyi duymak bana bir garip geldi. Ne kadar klişesiniz lan? İlla 'çikolata' mı yani? Başka bir tanım bulana ödül var beyler.
Bir gün bir uyansam şarap şişesinde bulsam kendimi. Rakı şişesinde balık olmak yerine şarap şişesinde üzüm falan olsam, rengim çok kırmızı olsa. Güzel olurdu.
Yine bir gün bir uyansam 'beyaz ten' benim olsa.
"Güzelim" dedi. Güzelim' e odaklan. Geri kalan sözcükler neydi? Güzelim' den başka sözcük mü vardı ki? Duyamadım.
3 Aralık 2010 Cuma
arabesk
Gözlerim okumaktan ve yazmaktan görmez olmuş artık, aynı sandalyede dört saat kalkmadan oturmaktan kamburum çıkmış sırtım ağrımış. Çeviri ne lanet bir şey oldun sen böyle. Bu şekilde mi yaşayacağım ben peki? Tamam. Bugün resmen sözleşmemi almışım, iş sahibi olmuşum. Bir patronum var ben de bir çalışanım, garip bir his, güzel bir his, çok yorucu. Saatlerini harcayıp hepi topu beş sayfa çevirdiğini fark etmek falan. Dehşet verici. Ama güzel. Kafam da karışmış, hem korkunç hem güzel.
Öyle arabesk hissediyorum ki kendimi, Orhan baba' nın bir şarkısı gibiyim. Acıklıyım, saçma sözlerim var, meyhanelerde rakılarını yudumlarken dinliyor insanlar beni. Ezgilerim güzel ama çok bir anlam ifade etmiyorum. Biraz boş gibiyim, dillere dolanıyorum. Her zaman aşığım. Tüm arabesk şarkılar benim.
Hep arayışında olduğum şeyleri bulamamaktan yakınıyorum. İnsanlardan dertliyim, belli ki terk edilmişim, yeri gelmiş terk etmişim, baya bir sevmişim, aldatılıp aldatmışım, bir zaman tek gecelik ilişki olmuşum, bir zaman evlenmişim, erkek olmuşum, kadın kalmışım, dinlemişim, sonsuza dek susumuşum, gözümden bir damla bile yaş gelmemiş hissizlikten sonra saatlerce ağlamışım. O arayışında olduğum şeyleri bulamamışım.
Bir yandan kafamı dinlemeye zaman ararken, bir yandan düşünmekten korktuğum için memnunum halimden. Ama elbet bir zaman gelecek, düşünmeye vakit olacak.İşte o gün korkunç şeyler olacak.
Öyle arabesk hissediyorum ki kendimi, Orhan baba' nın bir şarkısı gibiyim. Acıklıyım, saçma sözlerim var, meyhanelerde rakılarını yudumlarken dinliyor insanlar beni. Ezgilerim güzel ama çok bir anlam ifade etmiyorum. Biraz boş gibiyim, dillere dolanıyorum. Her zaman aşığım. Tüm arabesk şarkılar benim.
Hep arayışında olduğum şeyleri bulamamaktan yakınıyorum. İnsanlardan dertliyim, belli ki terk edilmişim, yeri gelmiş terk etmişim, baya bir sevmişim, aldatılıp aldatmışım, bir zaman tek gecelik ilişki olmuşum, bir zaman evlenmişim, erkek olmuşum, kadın kalmışım, dinlemişim, sonsuza dek susumuşum, gözümden bir damla bile yaş gelmemiş hissizlikten sonra saatlerce ağlamışım. O arayışında olduğum şeyleri bulamamışım.
Bir yandan kafamı dinlemeye zaman ararken, bir yandan düşünmekten korktuğum için memnunum halimden. Ama elbet bir zaman gelecek, düşünmeye vakit olacak.İşte o gün korkunç şeyler olacak.
1 Aralık 2010 Çarşamba
bir şarap öyküsü.
Şimdi, huzur nedir biliyor musun?
Günlerce arzulanan kırmızı şaraba kavuşma vaktidir. Gülhane Parkı' nda sararmış yaprakların üzerine uzanıp gökyüzünü izleyerek şişesinden kafaya diktiğin kırmızı şaraptır, huzur. Lıkır lıkırdır, doyulmazdır, tehlikelidir. Şarap güzeldir.
Şaraba kavuşma öyküsü bir salı günü sabah saat 7'de yatağından "Bugün şarap içeceğim." diye uyanan kızla başlar. Sabahın köründe insan şarap mı ister, demeyin. İster. Kızın değil içmeye şöyle rahat oturup soluklanmaya zamanı yoktur, ama şarap içmek bu kadar çok arzulanırsa, o gerekli zaman yaratılır.
Gülhane'deki tüm tekelleri gezerek belki de Şarpçı kız ünvanını almışımdır o semtte. Tekelci amcalarla kanka olup bir de istediğim şarabı pazarlıkla ucuza kapınca yoktu benden mutlusu. Yanımda tirbüşonla gezmediğimden - kalem,anahtar gibi malzemeler de işimi görebilirdi- tekelci amcaya açtırdım şarabımı. "Bu saatte mi içeceksiniz?" diye şaşırdı, haklıydı da, saatime baktım daha öğlen 1 olmamıştı. "Eh içecek başka zamanım yok ben de bu arayı buldum anca." diyerek sıvıştım ben tekelden ve Gülhane bahçesine attım kendimi. Gerçekten saat daha bir olmamıştı. Üç saatlik hukuk dersinden yeni çıkmıştım, başım zonkluyordu adeta. Bir sonraki dersimin başlamasına 1 buçuk saat gibi bir zaman vardı. Bana yeterdi de artardı bile.
O iki ders arasında bir şişe şarabımı bitirip okula döndüm. Yoğun bir şarap kokusu da peşimi bırakmıyordu. Bense hiç oralı olmadım. İçmeye zaman yetmişti, ama içmeye şarap yetmemişti. Gülhane' de huzuru bulmuştum ama o huzur bana yetmemişti.
Gülhane ve şarap güzel bir ikili oluşturdu kafamda. En yakın zamanda tekrarlanmalı.
Günlerce arzulanan kırmızı şaraba kavuşma vaktidir. Gülhane Parkı' nda sararmış yaprakların üzerine uzanıp gökyüzünü izleyerek şişesinden kafaya diktiğin kırmızı şaraptır, huzur. Lıkır lıkırdır, doyulmazdır, tehlikelidir. Şarap güzeldir.
Şaraba kavuşma öyküsü bir salı günü sabah saat 7'de yatağından "Bugün şarap içeceğim." diye uyanan kızla başlar. Sabahın köründe insan şarap mı ister, demeyin. İster. Kızın değil içmeye şöyle rahat oturup soluklanmaya zamanı yoktur, ama şarap içmek bu kadar çok arzulanırsa, o gerekli zaman yaratılır.
Gülhane'deki tüm tekelleri gezerek belki de Şarpçı kız ünvanını almışımdır o semtte. Tekelci amcalarla kanka olup bir de istediğim şarabı pazarlıkla ucuza kapınca yoktu benden mutlusu. Yanımda tirbüşonla gezmediğimden - kalem,anahtar gibi malzemeler de işimi görebilirdi- tekelci amcaya açtırdım şarabımı. "Bu saatte mi içeceksiniz?" diye şaşırdı, haklıydı da, saatime baktım daha öğlen 1 olmamıştı. "Eh içecek başka zamanım yok ben de bu arayı buldum anca." diyerek sıvıştım ben tekelden ve Gülhane bahçesine attım kendimi. Gerçekten saat daha bir olmamıştı. Üç saatlik hukuk dersinden yeni çıkmıştım, başım zonkluyordu adeta. Bir sonraki dersimin başlamasına 1 buçuk saat gibi bir zaman vardı. Bana yeterdi de artardı bile.
O iki ders arasında bir şişe şarabımı bitirip okula döndüm. Yoğun bir şarap kokusu da peşimi bırakmıyordu. Bense hiç oralı olmadım. İçmeye zaman yetmişti, ama içmeye şarap yetmemişti. Gülhane' de huzuru bulmuştum ama o huzur bana yetmemişti.
Gülhane ve şarap güzel bir ikili oluşturdu kafamda. En yakın zamanda tekrarlanmalı.
30 Kasım 2010 Salı
29 Kasım 2010 Pazartesi
dios mio.
Simultane dersine gir, simultane dersinden çık. Ardıl çeviri dersine gir, ardıl çeviri dersinden çık. Almanca dersine gir, almanca dersinden çık. Koşarak ispanyolca kursuna yetiş, ispanyolca kursundan çık. İki saat 129T de uyu, Beşiktaş' ta ilerlemeyen trafikte kafayı ye. Eve gel, çeviri yap. Baş ağrısı, beyin zonklaması.
Tek istediğim şey kovalarca şarap içmek. Dios mio.
Tek istediğim şey kovalarca şarap içmek. Dios mio.
28 Kasım 2010 Pazar
aslında hangimiz iyiyiz ki, hı?
Kızla iki muhabbet edince ona aşık olduğunu sanan ve bunu kendinden emin bir şekilde dile getiren erkek var ya maldır. Mal değilse daha kötü şeylerdir. O erkek bir kız tarafından en son noktaya kadar kullanılmayı hakkeder benim gözümde, erkek salak değil akıllı olmak zorundadır aksi taktirde oyuncak olmaya devam edecektir. Nokta.
Kuul' luğunu koruyan erkek ise, sevilir. Onun peşinden koşulur. Aynı durumlar kız içinde geçerlidir. Aşık kız aptal kızdır, hele bunu dile getireni en aptaldır.
Şurası kesin ki, iki artistik kelime kullanıp günlük muhabbete edebi bir seviye yükleyemeye çalışan insan önce hayranlık uyandırır. "Vay anasını, bu adam boş değil." dedirtir. Ama sonra fark edilir ki lafın gelişi sorulmuş bir "Naber?" sorusuna "İyi,kötü ve ya normal" yerine, "Aslında, aslında hangimiz iyiyiz ki hı?" diye cevap veren bu insan zırvalamadan başka bir şey yapmıyordur. Bazen düz olmak gerek arkadaşım, sürekli mum ışığında romantik bir akşam yemeği yiyormuşuz modunda takılmaya gerek yok, lan.
Kardeşim odasından çıkmıyor, odasına kimseyi almıyor ve ölümüne ders çalışıyor. Hatta harbiden ölmüş olabilir ve biz bunu fark etmemiş olabiliriz. Ben lise 1'deyken böyle çalışsaydım çoktan bilim adamı çıkardım ha.
Ruslar ve Moğollar başımı şişirmeye devam etmekte. Moğolistan' a ve Rusya' ya düşman kesildim adeta.
Bana sırf yarın değil her gün pazartesi ya.
Kuul' luğunu koruyan erkek ise, sevilir. Onun peşinden koşulur. Aynı durumlar kız içinde geçerlidir. Aşık kız aptal kızdır, hele bunu dile getireni en aptaldır.
Şurası kesin ki, iki artistik kelime kullanıp günlük muhabbete edebi bir seviye yükleyemeye çalışan insan önce hayranlık uyandırır. "Vay anasını, bu adam boş değil." dedirtir. Ama sonra fark edilir ki lafın gelişi sorulmuş bir "Naber?" sorusuna "İyi,kötü ve ya normal" yerine, "Aslında, aslında hangimiz iyiyiz ki hı?" diye cevap veren bu insan zırvalamadan başka bir şey yapmıyordur. Bazen düz olmak gerek arkadaşım, sürekli mum ışığında romantik bir akşam yemeği yiyormuşuz modunda takılmaya gerek yok, lan.
Kardeşim odasından çıkmıyor, odasına kimseyi almıyor ve ölümüne ders çalışıyor. Hatta harbiden ölmüş olabilir ve biz bunu fark etmemiş olabiliriz. Ben lise 1'deyken böyle çalışsaydım çoktan bilim adamı çıkardım ha.
Ruslar ve Moğollar başımı şişirmeye devam etmekte. Moğolistan' a ve Rusya' ya düşman kesildim adeta.
Bana sırf yarın değil her gün pazartesi ya.
27 Kasım 2010 Cumartesi
Şiddete meyyalim vallahi dertten.
Bana her masumca dokunuşunda nasıl bir tehlike arz ettiğinin farkında olsaydın, ya daha yakından severdik birbirimizi ve hayat güzel olurdu; ya da dokunamayacak kadar uzak olurduk birbirimize ki buna dayanamam.
O beni beğendi ya bugün, artık brad pitt gelse yüzüne bakmam gibi geliyor.
Bugün o kadar çok yararlı aktivitede bulundum ki resmen başım ağrıyor, bu kadarını kaldıramadı bünyem. Hele simultane deyince başım çatlayacak gibi oluyor, aman. Daha oturup kitap çevirmek gerek.. Moğollar beni bekler, halaya bir ki.
Of bazen kötü bir kız olup karşımdakinin duygu ve düşüncelerini hiçe sayarak sadece zaman geçirme amacı ile muhabbet ediyorum onunla, sonra alıyorum başıma belayı. Bu tarih boyunca süregelen bir vak'a dır. Böyle de gider..
Bir şey fark ettim bu dönemde; eğer daha önce hiç böyle hissetmeyen yakın arkadaşlarım kendilerini kötü hissediyorlarsa ve mutsuzlarsa ne yapacağımı bilemiyor ve kahroluyorum. Rüyalarımda onları görüyor sonra uyandığımda ise bir gecede üzüntüden saçlarımın beyazlayıp beyazlamadığını merak ediyorum. Neyse aynaya baktım, hala rengini korumakta saçlar. Sorun yok.
N'olur bana öyle yakın durma; ne kadar işkence çektiğimi bilmiyorsun.
Ve son olarak, "Şiddete meyyalim vallahi dertten."
O beni beğendi ya bugün, artık brad pitt gelse yüzüne bakmam gibi geliyor.
Bugün o kadar çok yararlı aktivitede bulundum ki resmen başım ağrıyor, bu kadarını kaldıramadı bünyem. Hele simultane deyince başım çatlayacak gibi oluyor, aman. Daha oturup kitap çevirmek gerek.. Moğollar beni bekler, halaya bir ki.
Of bazen kötü bir kız olup karşımdakinin duygu ve düşüncelerini hiçe sayarak sadece zaman geçirme amacı ile muhabbet ediyorum onunla, sonra alıyorum başıma belayı. Bu tarih boyunca süregelen bir vak'a dır. Böyle de gider..
Bir şey fark ettim bu dönemde; eğer daha önce hiç böyle hissetmeyen yakın arkadaşlarım kendilerini kötü hissediyorlarsa ve mutsuzlarsa ne yapacağımı bilemiyor ve kahroluyorum. Rüyalarımda onları görüyor sonra uyandığımda ise bir gecede üzüntüden saçlarımın beyazlayıp beyazlamadığını merak ediyorum. Neyse aynaya baktım, hala rengini korumakta saçlar. Sorun yok.
N'olur bana öyle yakın durma; ne kadar işkence çektiğimi bilmiyorsun.
Ve son olarak, "Şiddete meyyalim vallahi dertten."
seni uzaktan sevmek, aşkların en güüzeli.
Ben bir gün salak gibi söylendim "Dünyanın en yakışıklı insanını görmek zorunda kalıyorum." diye sonra onu bana iki gün göstermediler. Neyse ölmemiş, gitmemiş uzaklara buradaymış yarın görülebilecekmiş vs.
Ön yargılı bir insanım ben. İnsanlara karşı falan da, kimi zaman baya bir ön yargılı olup sonra onları tanıdıkça "aa bu çok da korkunç biri değilmiş lan" diyorum. Yeter ki onlara kendilerini tanıtma fırsatı vereyim, işte çoğu zaman bu fırsatı vermiyorum, veremiyorum.
"Seni uzaktan sevmek aşkların en güüzeli." diye şarkılar bile söylerim şimdi, tabi aramızda kalsın ama 'yakından' sevebilme imkanım olaydı hiç 'uzak'tan sever miydim?
Bazen çok salaklaşırım, aklım onda olduğu için spor salonundan galoşla çıkarım, doğum tarihime 2009 derim, spor salonuna giderken spor eşyamı götürmeyi unuturum falan. Aklımı başımdan alanlar utansın.
Evet bütün yazılarım aynı adamdan bahsetmeye başlayınca tırsıyorum, gözüm seyiriyor.
Ön yargılı bir insanım ben. İnsanlara karşı falan da, kimi zaman baya bir ön yargılı olup sonra onları tanıdıkça "aa bu çok da korkunç biri değilmiş lan" diyorum. Yeter ki onlara kendilerini tanıtma fırsatı vereyim, işte çoğu zaman bu fırsatı vermiyorum, veremiyorum.
"Seni uzaktan sevmek aşkların en güüzeli." diye şarkılar bile söylerim şimdi, tabi aramızda kalsın ama 'yakından' sevebilme imkanım olaydı hiç 'uzak'tan sever miydim?
Bazen çok salaklaşırım, aklım onda olduğu için spor salonundan galoşla çıkarım, doğum tarihime 2009 derim, spor salonuna giderken spor eşyamı götürmeyi unuturum falan. Aklımı başımdan alanlar utansın.
Evet bütün yazılarım aynı adamdan bahsetmeye başlayınca tırsıyorum, gözüm seyiriyor.
26 Kasım 2010 Cuma
donde estas, cuando volveras?
Bugünü özetleyen olay şudur:
Sabahtan beri konusu genel olarak savaş olan romanın çevirisine devam eden zavallı kız, çeviriyi kapatıp spora gideceği zaman evden çıkarken annesine:
"Haydi anne ben savaşa gidiyorum" der. Annenin o anki kaygılı bakışları efsanedir.
Uzun zamandır görüşülmeyen lise arkadaşlarıyla karşılaşmak bazen güzeldir. Ama bu arkadaş lise süresince size aşıksa ve ondan kurtulmak için baya uğraştıysanız geçmişte bu karşılaşma tehlike arz edebilir. Yaylanmaya baksanız iyi olur.
En büyük hayal kırıklığımı bugün yaşadım, spor salonu öyle ıssız, sessiz ve soğuktu ki.. Adeta hepimiz üşüyorduk yokluğunda.
Eğer uzun zamandır kimseye anlatmadığınız bir şeyleriniz birikmişse, hiç beklemediğiniz anda gelen bir insana normalde kimseye anlatmayacağınız şeyleri anlatabiliyorsunuz bazen. Fena da olmuyor aslında.
Sabahtan beri konusu genel olarak savaş olan romanın çevirisine devam eden zavallı kız, çeviriyi kapatıp spora gideceği zaman evden çıkarken annesine:
"Haydi anne ben savaşa gidiyorum" der. Annenin o anki kaygılı bakışları efsanedir.
Uzun zamandır görüşülmeyen lise arkadaşlarıyla karşılaşmak bazen güzeldir. Ama bu arkadaş lise süresince size aşıksa ve ondan kurtulmak için baya uğraştıysanız geçmişte bu karşılaşma tehlike arz edebilir. Yaylanmaya baksanız iyi olur.
En büyük hayal kırıklığımı bugün yaşadım, spor salonu öyle ıssız, sessiz ve soğuktu ki.. Adeta hepimiz üşüyorduk yokluğunda.
Eğer uzun zamandır kimseye anlatmadığınız bir şeyleriniz birikmişse, hiç beklemediğiniz anda gelen bir insana normalde kimseye anlatmayacağınız şeyleri anlatabiliyorsunuz bazen. Fena da olmuyor aslında.
25 Kasım 2010 Perşembe
aşk var.
Eğer bu tempoda çeviriye devam edersem kısa bir süre içinde kör olurum ben. O zaman da simultane yaparız sorun yok.
"Gençliğinden 4 ay vereceksin, uykundan ve sosyal hayatından fedakarlık edeceksin." diyerek beni korkutan hocam, bunu niye yaptın? Oysa ben seni pek çok severim ya, korkutma bizi. Ha fedakarlık yapacak çok bir sosyal hayatım olmadığı için sıkıntı yok aslında lan. Bunu atlamışım.
Bak buraya yazıyorum yine, olacağı varsa bir şeyin nasıl da oluyor, aradan aylar yıllar geçse de oluyor işte, oluyor! Ağzımız kulaklarımızdan hiç inmese keşke.
Yarın şu hani en güzel dersim olan ve sınavından en fazla 20 beklediğim dil bilimini asacak olmanın huzuru içindeyim. Ha derse gitmişim ha gitmemişim nasıl olsa 20 alıyorum. Onun yerine spor ve çeviri gibi daha hayırlı(bol hayırlı) aktivitelerde bulunabilirim.
Uuups! Biri spor mu dedi? Spor günlerini seviyoruz.
aşk var, bir tek aşk var.
aşk varmı? var.
aşk var.
"Gençliğinden 4 ay vereceksin, uykundan ve sosyal hayatından fedakarlık edeceksin." diyerek beni korkutan hocam, bunu niye yaptın? Oysa ben seni pek çok severim ya, korkutma bizi. Ha fedakarlık yapacak çok bir sosyal hayatım olmadığı için sıkıntı yok aslında lan. Bunu atlamışım.
Bak buraya yazıyorum yine, olacağı varsa bir şeyin nasıl da oluyor, aradan aylar yıllar geçse de oluyor işte, oluyor! Ağzımız kulaklarımızdan hiç inmese keşke.
Yarın şu hani en güzel dersim olan ve sınavından en fazla 20 beklediğim dil bilimini asacak olmanın huzuru içindeyim. Ha derse gitmişim ha gitmemişim nasıl olsa 20 alıyorum. Onun yerine spor ve çeviri gibi daha hayırlı(bol hayırlı) aktivitelerde bulunabilirim.
Uuups! Biri spor mu dedi? Spor günlerini seviyoruz.
aşk var, bir tek aşk var.
aşk varmı? var.
aşk var.
23 Kasım 2010 Salı
acımız büyük.
Sonunda beklenen mail gelir ve kitap çevirisine başlanır. Eğer elime yüzüme bulaştırmaz isem ben bu işi, Mart sonuna güzel şeyler olacak, çok güzel.
Öyle bir babam var ki, "A" desem not alıyor. Not almak iyidir güzeldir de her şey not alınmaz be adam, bu kadar detaycı bu kadar kuralcı olmasın insanlar ulan, isyanım resmen babama.
Sabahları 7 de kalkmalar falan zor geliyor, hayat zor geliyor, dersler zor geliyor, zor oğlu zor.
O değil de, Emre Altuğ 40 yaşındaymış. Yaşlanmış meğer, tabi hep genç kalamazdı; ama benim kafamda nedense 25 yaşında kendisi. Sonra benim 20 yaşında olduğumu düşününce Emre' nin (samimiyete gel) genç olmasının imkansız olduğunu fark ettim. Neredeyse biz yaşlandık, peh.
Eğer bütün tercümanlar dün Boğaziçi' ndeki gibi olacaksa bir tane de bana lütfen. Hem böyle iyi bir tercüme yapmak, hem böyle iyi bir ses tonuna sahip olmak hem de böyle yakışıklı olmak. Önünüzde saygıya eğiliyorum efenim.
Ben eğlendiğimi sanıyordum, zaman geçiriyordum güya meğer fark etmeden işler ciddiye binmiş, hisler duygulara sıçramış ve bu durum acı verici olmaya başlamış. Hayır işin garibi google a şimdi oturup 'üstün' 'körü' falan yazsam bulamam fotoğraflarını ama M. yazınca boy boy fotoğraflar, gözüme sokmak istercesine.
Bana acı çektirdiğin için teşekkür ederim M. Uzun zamandır kimseler acı çektirmemişti bak, iyi oldu bu çok da iyi güzel oldu. Şu an acımız çok büyük.
Öyle bir babam var ki, "A" desem not alıyor. Not almak iyidir güzeldir de her şey not alınmaz be adam, bu kadar detaycı bu kadar kuralcı olmasın insanlar ulan, isyanım resmen babama.
Sabahları 7 de kalkmalar falan zor geliyor, hayat zor geliyor, dersler zor geliyor, zor oğlu zor.
O değil de, Emre Altuğ 40 yaşındaymış. Yaşlanmış meğer, tabi hep genç kalamazdı; ama benim kafamda nedense 25 yaşında kendisi. Sonra benim 20 yaşında olduğumu düşününce Emre' nin (samimiyete gel) genç olmasının imkansız olduğunu fark ettim. Neredeyse biz yaşlandık, peh.
Eğer bütün tercümanlar dün Boğaziçi' ndeki gibi olacaksa bir tane de bana lütfen. Hem böyle iyi bir tercüme yapmak, hem böyle iyi bir ses tonuna sahip olmak hem de böyle yakışıklı olmak. Önünüzde saygıya eğiliyorum efenim.
Ben eğlendiğimi sanıyordum, zaman geçiriyordum güya meğer fark etmeden işler ciddiye binmiş, hisler duygulara sıçramış ve bu durum acı verici olmaya başlamış. Hayır işin garibi google a şimdi oturup 'üstün' 'körü' falan yazsam bulamam fotoğraflarını ama M. yazınca boy boy fotoğraflar, gözüme sokmak istercesine.
Bana acı çektirdiğin için teşekkür ederim M. Uzun zamandır kimseler acı çektirmemişti bak, iyi oldu bu çok da iyi güzel oldu. Şu an acımız çok büyük.
22 Kasım 2010 Pazartesi
Sonsuz.
Daha kaç tane adamı takıntı yapacağım beynimde? Daha kaç tanesini saplantısal bir şekilde seveceğim? Kaç tanesinin gözlerinde kaybolup, boyunlarından öpeceğim ve sonra sarılacağım hiç gitmesinler diye? Daha kaç tanesinin fotoğrafını saklayacağım ve arada dönüp bakacağım o fotoğraflara? Kaç tanesinin ten rengini soyadım yapacağım ve suratlarını ezberleyeceğim? Kaç tanesi gidecek, kaçı kalacak? Kaç tanesinin kokusuyla nefes alacağım ve nefesimi vereceğim kokularıyla?
Sonsuz tane, sonsuz...
Sonsuz tane, sonsuz...
beyaz ten.
Beyaz bir ten. Beyaz teni seveceğimi bilmezdim. Beyaz ten, siyah saç, siyah göz. Nasıl desem? Çok bir siyah o gözler. Güzel bakıyorlar. Sadece iki adet zeytin misali göz; ama işte güzel bakmasını biliyorlar. Dudaklar, kalın. Orada öylesine durmuyorlar, bir anlamları var, bir işlevleri var o dudakların. Dudaklar hareket ediyor, ben izliyorum. Ne anlatıyorlar bilmiyorum, odaklanamıyorum konuşmalara, sözlere.. Ben dudakları izliyorum. Bir burun var mesela öyle yerinde duruyor öyle olması gerektiği gibi duruyor ki o burnu izliyorum dakikalarca. Ah, inan ne söylediğini duyamıyorum, duysam anlayamıyorum. Kulaklarım sağırlaşıyor. Sadece gözlerim görüyüor, suratını, vücudunu izliyorum. Tabi bunları, onun dikkati başka yerdeyken, bana bakmadığı zamanlar yapabiliyorum. Bana baktığı zaman ise, onun gözlerine bakmak.. işkence. Gözlerim gözleriyle karşılaşmasın diye kaçırıyorum onları, çünkü karşılaştıklarında tehlike arz ediyorlar.
Beyaz ten, siyah göz, siyah saç, büyük dudaklar, sıcak, çok sıcak.
Beyaz ten, siyah göz, siyah saç, büyük dudaklar, sıcak, çok sıcak.
21 Kasım 2010 Pazar
wrong questions with the wrong replies.
Merhaba ben Öykümsü, ünlü gördüğümde şaşırırım. Daha önce anlatmış mıydım? "aa ünlü" diye bağırırım falan, yaparım. Hem de sevdiğim bir kimse olması gerekmez o insanın, ünlü olması yeter. Ama anladım ki sadece ünlü gördüğümde bağırmıyorum, ben tanıdığım bir insanı gördüğümde bağırıyorum. Yani halktan insanlarında suratına "aa bilmemkim" diye bağırıyorum. En kötüsü ne biliyor musunuz? Gördüğümü sandığım kişinin o kişi olmaması ve benim suratına "aaa" diye bağırmam. Sonra "hmm o değilmiş" diyerek ortamdan uzaklaşarak kaçmam. Tabi karşı taraf ne olduğunu anlayamıyor, beni muhtemelen bir daha görmeyecekleri için sıkıntı yok.
Of öyle alıştım ki ebeveynsiz yaşamaya şu 9 günde. Bu gece gelecek olan anne babamı görünce onlara "neden geldiniz?" dememek için kendimi zor tutacağım sanırım. Onları seviyorum, sağlıklı, mutlu, huzurlu olup hep Prag' da yaşayabilirler bence, gerçekten benim için sorun değil.
Tatil bitmemeliydi ya. Şimdiden strese girdim. Rüyamda okulu görüyorum falan, uyuyamıyorum. Of of, şurada tek tesellim bir buçuk ay okula gidip sonra bir buçuk ay sömestır tatili yapacak olmamdır, dayanmalıyım!!!
Her gün yataktan kalkarken kendimi güçlü hissetmeye çalışmaktan yoruldum, yeni umutlarla yeni hayallerle güne başlayıp kendimi kandırmaktan yoruldum, bir şeyler yanlış ama ne?
"I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique
...
The wrong eyes on the wrong prize
The wrong questions with the wrong replies"
Of öyle alıştım ki ebeveynsiz yaşamaya şu 9 günde. Bu gece gelecek olan anne babamı görünce onlara "neden geldiniz?" dememek için kendimi zor tutacağım sanırım. Onları seviyorum, sağlıklı, mutlu, huzurlu olup hep Prag' da yaşayabilirler bence, gerçekten benim için sorun değil.
Tatil bitmemeliydi ya. Şimdiden strese girdim. Rüyamda okulu görüyorum falan, uyuyamıyorum. Of of, şurada tek tesellim bir buçuk ay okula gidip sonra bir buçuk ay sömestır tatili yapacak olmamdır, dayanmalıyım!!!
Her gün yataktan kalkarken kendimi güçlü hissetmeye çalışmaktan yoruldum, yeni umutlarla yeni hayallerle güne başlayıp kendimi kandırmaktan yoruldum, bir şeyler yanlış ama ne?
"I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique
...
The wrong eyes on the wrong prize
The wrong questions with the wrong replies"
20 Kasım 2010 Cumartesi
*sarhoş.
Bugün hayatımda yaptırdığım (daha önce yaptırmamıştım) ve yaptıracağım en iyi masajı yaptırdım. İnanın, hala etkisindeyim sanki sarhoş etti beni o masaj. Ha masajı kim yaptı? Sevgili M., yani sevgili spor hocam....
Eğer ona olan zaafımı fark etmiş ve bir şekilde bunu kullanmaya çalışıyorsa onu önce bir kınardım herhalde ama yine de pek bir şey değişmezdi.
Tamam bana durduk yerde, 'gel bakalım şöyle sana bir masaj yapayım yavrum nihaha' demedi tabi. Dese de fark etmezdi ya neyse.. Sadece hayatımı zorlaştıran ağrılarımı gidermek için yaptı bu masajı, tamamen masum niyetlerle, tabi. İşe de yaradı şu an u-çu-yo-rum.
İnsanın tek gidince mutlu olduğu yer spor salonu ise sıkıntı var demektir. Gerçi deli gibi spor yapıyorum onun sayesinde, kilo veriyorum vs. O açıdan herhangi bir zararı yok tabi.
Üzerimde lanet var, bugün buna inandım kesinlikle. Bu haftanın başına kadar kimse tarafından ekildiğimi bilmezdim. Bu pazartesiden itibaren beni ekmeyen insan kalmadı. Normal değil bu durum ııh. Hani biri lanet okuduysa bana, ne bileyim olur ya mutlu olamayayım diye biri büyü yaptırdıysa falan adam gibi çıksın oraya. Lanet falan varsa da geçse iyi olur ben kafayı yemeden önce.
Masaj masaj masaj jasam jasam sajam ajasm aamjs aamjs ..........
Eğer ona olan zaafımı fark etmiş ve bir şekilde bunu kullanmaya çalışıyorsa onu önce bir kınardım herhalde ama yine de pek bir şey değişmezdi.
Tamam bana durduk yerde, 'gel bakalım şöyle sana bir masaj yapayım yavrum nihaha' demedi tabi. Dese de fark etmezdi ya neyse.. Sadece hayatımı zorlaştıran ağrılarımı gidermek için yaptı bu masajı, tamamen masum niyetlerle, tabi. İşe de yaradı şu an u-çu-yo-rum.
İnsanın tek gidince mutlu olduğu yer spor salonu ise sıkıntı var demektir. Gerçi deli gibi spor yapıyorum onun sayesinde, kilo veriyorum vs. O açıdan herhangi bir zararı yok tabi.
Üzerimde lanet var, bugün buna inandım kesinlikle. Bu haftanın başına kadar kimse tarafından ekildiğimi bilmezdim. Bu pazartesiden itibaren beni ekmeyen insan kalmadı. Normal değil bu durum ııh. Hani biri lanet okuduysa bana, ne bileyim olur ya mutlu olamayayım diye biri büyü yaptırdıysa falan adam gibi çıksın oraya. Lanet falan varsa da geçse iyi olur ben kafayı yemeden önce.
Masaj masaj masaj jasam jasam sajam ajasm aamjs aamjs ..........
19 Kasım 2010 Cuma
oh mis.
Bak şimdi, aynı birkaç saat içinde bira, şarap, votka, kola, ayran ve tekila içince ölmüyormuşsun. Hatta bir de üstüne çiğ köfte yiyorsun oh mis gibi.
Bazen çok değişik ve birbirini tanımayan insanları bir araya koyunca o kadar korkunç tablolar çıkmıyormuş ortaya, gülüyor eğleniyormuşsun. Hoş bir insan topluluğu yaratıyormuşsun falan filan.
Sarhoş halini görmediğin arkadaş,çok da yakın değildir aslında. Sarhoş halini gördükten sonra ise daha yakın olursun, ilişkide level atlarsın adeta.
Güzel günler göreceğiz güneşli günler, lan.
Bazen çok değişik ve birbirini tanımayan insanları bir araya koyunca o kadar korkunç tablolar çıkmıyormuş ortaya, gülüyor eğleniyormuşsun. Hoş bir insan topluluğu yaratıyormuşsun falan filan.
Sarhoş halini görmediğin arkadaş,çok da yakın değildir aslında. Sarhoş halini gördükten sonra ise daha yakın olursun, ilişkide level atlarsın adeta.
Güzel günler göreceğiz güneşli günler, lan.
17 Kasım 2010 Çarşamba
a cog in the wheel.
Ebeveynsiz hayatın şüphesiz ki en çok, istediğim zaman bilgisayar karşısında veya televziyon karşısında, salonun ortasında oturarak içki içebilme rahatlığını seviyorum. Seviyorum lan.
Iıı benim sol bacağım var ya.. artık yok. Mesela bugün topallayarak yürüdüm falan. Alırlar bu bacağı en yakın zamanda. Yarın spor hocama hesap sormaya gideceğim.
Sessiz sönük bir bayram günüydü, öyle çok hareketli olmasına da gerek yoktu zaten ama. Bir anneanne iki torun ne kadar bayram olabilir ki? Akrabam yok lan benim.
Kulağımda mp3 üm varken ve deli gibi dans ederken ev süpürmek çok zevkli ve insan psikolojisini olumlu yönde etkileyen bir aktivite, herkeslere öneririm.
En garibi, feysbukta tanımadığım insanlardan 'iyi ki doğdun' mesajı almak. Belki aynı orta okulda okuduk, belki aynı lisede, ne biliyim herhangi bir alanda aynı havayı soluduk belki fakat ne sen beni tanıyorsun, ne ben seni tanıyorum, garip yahu.
Olum zaman çok hızlı geçiyor, her gün biraz daha şaşırıyorum. Neyse, önemli olan birlikte, huzurlu olmak beyler.
Mü'ye de özel teşekkür buketi. Anlar o.
Iıı benim sol bacağım var ya.. artık yok. Mesela bugün topallayarak yürüdüm falan. Alırlar bu bacağı en yakın zamanda. Yarın spor hocama hesap sormaya gideceğim.
Sessiz sönük bir bayram günüydü, öyle çok hareketli olmasına da gerek yoktu zaten ama. Bir anneanne iki torun ne kadar bayram olabilir ki? Akrabam yok lan benim.
Kulağımda mp3 üm varken ve deli gibi dans ederken ev süpürmek çok zevkli ve insan psikolojisini olumlu yönde etkileyen bir aktivite, herkeslere öneririm.
En garibi, feysbukta tanımadığım insanlardan 'iyi ki doğdun' mesajı almak. Belki aynı orta okulda okuduk, belki aynı lisede, ne biliyim herhangi bir alanda aynı havayı soluduk belki fakat ne sen beni tanıyorsun, ne ben seni tanıyorum, garip yahu.
Olum zaman çok hızlı geçiyor, her gün biraz daha şaşırıyorum. Neyse, önemli olan birlikte, huzurlu olmak beyler.
Mü'ye de özel teşekkür buketi. Anlar o.
15 Kasım 2010 Pazartesi
beyaz çikolata.
En çok muhabbetim olan insan, dominos pizza adam. Telefonda saatlerce olmasa da dakikalarca konuşup telefonda karşılıklı kahkaha attığımızı bilirim onunla. Coupling' deki Jane gibi pizzacı fantezim de yok ama hah.
Bir on yedi kasımda bana çikolata almıştı bir İskoç arkadaşım,nasıl mutlu olmuştum. En çok mutlu olmuştum. Beyaz çikolataydı, hiç unutmam.
Bazen öyle iyi insanlar görüyorum ki bana öyle iyi davranıyorlar ki, adamım ben buna değmem ya diyorum. Bu kadar iyi olmanın ne gereği var. Yazık. İyiler sevilmez, nokta. Kötülere ise taparsın.
Ohh arkadaş tarafından ekilmenin tadını hiçbir şey vermiyormuş meğer, bir ekildim rahatladım. Çok pis yazdım bunu kenara ama. Sinema zevkimin içine edecek ne vardı şimdi şu tatil gününde lan?
Beklemekten daha korkunç bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir haber, bir mesaj, bir mail beklemek var ya, oy ölüm gibi resmen. Sayfayı yenileyip duruyorsun ama mail sayısı hiç değişmiyor, hiç.
Araba yarışı kadar stres attıran başka bir şey bilmiyorum ben. Çok zevkli lan, tekrar çocukluğuma döndüm.
Ben artık sırtı kaslı bir insanım. Kol, bacak falan geçtim. Sırtı kaslı olmak.. Evrim geçirdiğime inanıyorum. Sevgili spor hocam sağ olsun, canımı çıkarmaktan hiç vazgeçmiyor. Onu seviyoruz.
O değil de, giderek daha da rezil adamlar oluyoruz. Bunun farkında olmak ve bu konuda hiçbir şey yapmamak da çok acı.
En tehlikeli insan da paranoya kuran insandır, ötesi yoktur. O insan var ya o insan,hiç olmamalı.
Bence hayat şu an Prag' da karı,koca gezen ebeveynlerime güzel, selam olsun oralara.
Bir on yedi kasımda bana çikolata almıştı bir İskoç arkadaşım,nasıl mutlu olmuştum. En çok mutlu olmuştum. Beyaz çikolataydı, hiç unutmam.
Bazen öyle iyi insanlar görüyorum ki bana öyle iyi davranıyorlar ki, adamım ben buna değmem ya diyorum. Bu kadar iyi olmanın ne gereği var. Yazık. İyiler sevilmez, nokta. Kötülere ise taparsın.
Ohh arkadaş tarafından ekilmenin tadını hiçbir şey vermiyormuş meğer, bir ekildim rahatladım. Çok pis yazdım bunu kenara ama. Sinema zevkimin içine edecek ne vardı şimdi şu tatil gününde lan?
Beklemekten daha korkunç bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir haber, bir mesaj, bir mail beklemek var ya, oy ölüm gibi resmen. Sayfayı yenileyip duruyorsun ama mail sayısı hiç değişmiyor, hiç.
Araba yarışı kadar stres attıran başka bir şey bilmiyorum ben. Çok zevkli lan, tekrar çocukluğuma döndüm.
Ben artık sırtı kaslı bir insanım. Kol, bacak falan geçtim. Sırtı kaslı olmak.. Evrim geçirdiğime inanıyorum. Sevgili spor hocam sağ olsun, canımı çıkarmaktan hiç vazgeçmiyor. Onu seviyoruz.
O değil de, giderek daha da rezil adamlar oluyoruz. Bunun farkında olmak ve bu konuda hiçbir şey yapmamak da çok acı.
En tehlikeli insan da paranoya kuran insandır, ötesi yoktur. O insan var ya o insan,hiç olmamalı.
Bence hayat şu an Prag' da karı,koca gezen ebeveynlerime güzel, selam olsun oralara.
14 Kasım 2010 Pazar
yeah, we're going down.
Bazen abartmayı dahi abartabilirim, sen bana aldırma ne olursun. O bazen' ler bazenlikten çıkarsa işte o zaman sıkıntı var demektir.
Kabus görüyorum kaç gecedir, hep aynı adam var. Beni korkutuyor adam, hayatı siklemeyen tavırları, rahatsızlık verici davranışları her an gidecekmiş gibi de bir duruşu var. Yüzüne karşı milyon defa bağırıyorum "Git artık, git!" diye, gitmiyor. Hiç gitmedi. Gitmeyecek.
Bazen de çok canım acıyor mesela, gereğinden fazla canım acıyor. Canımın acısı yetmiyor bir de üşüyorum özellikle burnum donuyor. Hem canım acıyor, hem burnum üşüyor hem de yalnızım. Çok boktan lan.
Kabus görüyorum kaç gecedir, hep aynı adam var. Beni korkutuyor adam, hayatı siklemeyen tavırları, rahatsızlık verici davranışları her an gidecekmiş gibi de bir duruşu var. Yüzüne karşı milyon defa bağırıyorum "Git artık, git!" diye, gitmiyor. Hiç gitmedi. Gitmeyecek.
Bazen de çok canım acıyor mesela, gereğinden fazla canım acıyor. Canımın acısı yetmiyor bir de üşüyorum özellikle burnum donuyor. Hem canım acıyor, hem burnum üşüyor hem de yalnızım. Çok boktan lan.
13 Kasım 2010 Cumartesi
yayaye coco jambo yayaye.
Derslerden dolayı uzun süre yazamayınca ve çok şey yazmak isteyince hiçbir şey yazamıyor insan, nereden başlayacağını bilemiyor falan. Ama şöyle bir başlayayım dedim, öncelikle iki haftalık bir vize dönemini kah gülerek kah ağlayarak atlatmış bulunuyoruz. O zaman yayaye coco jambo diyerek mutluluğumu dile getirmek isterim efenim. Ayrıca bu gece ana, babamı yurt dışına yollayarak tam 7 günlük ebeveynsiz bir hayata adım atıyor olmanın sevinci de ne yalan söyleyeyim bir başka oluyor şimdi.
Sınavlarımın arasında da özellikle dilbilimden bahsetmek istiyorum. İMT tarihi böyle bir sınav görmedi beyler. En fazla 20 puan alabileceğimiz bir sınava girdik. Sınav kağıtları dağıtıldığında hepimiz bön bön baktık sonra bir kahkaha patlattık. Sınıfça dilbilimden kalacağız sanırım. Tek bir insan geçecek o sınavdan, kim mi? Tabiki S.A. O adamdaki potansiyeli bilim adamları dahil daha çözemedik araştırmalarımıza hızla devam ediyoruz.
Dünkü formasyon sınavı ise hayatımın en ilginç sınavlarından biriydi. Tam 6 tane gözetmenin bulunduğu bu sınava bu kadar önem verilmesine de bir anlam veremedik. Öss' de bile en fazla 2 gözetmen olurdu lan ne bu kıytırık formasyon sınavı için bu kadar titizlenmeler?
Önemli olan bu iki haftayı atlatmış ve tatile girmiş olmak tabi. Ha çok mu boş olacağım yapacak bir şeyim yok mu? Tabi ki var olmaz mı.. Şimdi zaman çeviri zamanıdır beyler. Ama önce durun biraz şu atari oyunlarından oynayayım. Az biraz.
O değil de, bazı insanlar var ki, yaşamaları gerçekten gereksiz. Entel görünümlü kıro lar bunlar. En zararlı tipler yani. İşte anadolu rock yapan falan, şiir yazdığını sanan ama yazdığı şey bir boka benzemeyen, buna rağmen kendini çok iyi sanıp öz güveni acayip yüksek olan insanlar.. Bu insanlara karşı toplu katliam yapmak istiyorum. Yaşamaları yanlış ve gereksiz.
Ya profiterol e böyle ağız dolusu 'profitorol' deyince daha bir güzel olmuyor mu? Sanki işte tam o hissi veriyor gibi.
Sınavlarımın arasında da özellikle dilbilimden bahsetmek istiyorum. İMT tarihi böyle bir sınav görmedi beyler. En fazla 20 puan alabileceğimiz bir sınava girdik. Sınav kağıtları dağıtıldığında hepimiz bön bön baktık sonra bir kahkaha patlattık. Sınıfça dilbilimden kalacağız sanırım. Tek bir insan geçecek o sınavdan, kim mi? Tabiki S.A. O adamdaki potansiyeli bilim adamları dahil daha çözemedik araştırmalarımıza hızla devam ediyoruz.
Dünkü formasyon sınavı ise hayatımın en ilginç sınavlarından biriydi. Tam 6 tane gözetmenin bulunduğu bu sınava bu kadar önem verilmesine de bir anlam veremedik. Öss' de bile en fazla 2 gözetmen olurdu lan ne bu kıytırık formasyon sınavı için bu kadar titizlenmeler?
Önemli olan bu iki haftayı atlatmış ve tatile girmiş olmak tabi. Ha çok mu boş olacağım yapacak bir şeyim yok mu? Tabi ki var olmaz mı.. Şimdi zaman çeviri zamanıdır beyler. Ama önce durun biraz şu atari oyunlarından oynayayım. Az biraz.
O değil de, bazı insanlar var ki, yaşamaları gerçekten gereksiz. Entel görünümlü kıro lar bunlar. En zararlı tipler yani. İşte anadolu rock yapan falan, şiir yazdığını sanan ama yazdığı şey bir boka benzemeyen, buna rağmen kendini çok iyi sanıp öz güveni acayip yüksek olan insanlar.. Bu insanlara karşı toplu katliam yapmak istiyorum. Yaşamaları yanlış ve gereksiz.
Ya profiterol e böyle ağız dolusu 'profitorol' deyince daha bir güzel olmuyor mu? Sanki işte tam o hissi veriyor gibi.
7 Kasım 2010 Pazar
çikolata likörüm, frambuazlı çiizkeykim.
Şimdi odamı tasvir etmek gerekirse, önümde sabah kahvaltısından sonra içtiğim türk kahvesi fincanı diğer yanımda yemeğin yanında içtiğim kola kutusu, önümde annemin demin getirdiği schweppes bardağı, dört tane defter iki tane kitap bolca silgi tozu ve karalama kağıdı buruşturulmuş müsfetteler, masa lambası açık, yatağımda yine oraya buraya fırlatılmış kitaplar.. İşte ben bu haldeyim. Yaklaşık iki haftadır bu haldeyim ve hala önümde beş gün var. Beş gün sonra özgürlüğün kapıları açılır veee... Stop.
Oysa şu an öyle çok mutluyum ki, sebebi yarınki simultane dersinin iptali ve dolayısıyla derse gitmeyip evde ders çalışabilecek olmam. Yavaştan sıyırıyorum evet, umrumda mı? Hayır.
Benim annem var ya benim vize-final dönemlerimde dünyanın en iyi annesi oluyor. Keşke hep sınav döneminde olsak. Ney? Yok yanlış oldu.
Eveet bugün de evimizde Avusturya'dan gelen Mozart isimli içkimizi yudumluyoruz. Galiba ailece alkolik olacağız da bu içtiğim kakaolu çikolata likörü var ya... dünyalara bedel. oh.
Biz büyüdük ve kirlendi dünya, demeleri boşa değilmiş. Gerçekten de bir zamanlar daha masummuşuz daha art niyetsiz daha safmışız. Artık değiliz.
Oysa şu an öyle çok mutluyum ki, sebebi yarınki simultane dersinin iptali ve dolayısıyla derse gitmeyip evde ders çalışabilecek olmam. Yavaştan sıyırıyorum evet, umrumda mı? Hayır.
Benim annem var ya benim vize-final dönemlerimde dünyanın en iyi annesi oluyor. Keşke hep sınav döneminde olsak. Ney? Yok yanlış oldu.
Eveet bugün de evimizde Avusturya'dan gelen Mozart isimli içkimizi yudumluyoruz. Galiba ailece alkolik olacağız da bu içtiğim kakaolu çikolata likörü var ya... dünyalara bedel. oh.
Biz büyüdük ve kirlendi dünya, demeleri boşa değilmiş. Gerçekten de bir zamanlar daha masummuşuz daha art niyetsiz daha safmışız. Artık değiliz.
6 Kasım 2010 Cumartesi
M.
Evimizde hala son süratle italyan ürünleri tüketiliyor. Yemekte italyan makarnası yeniyor ve ardından italyan şarapları içiliyor falan. Ben durumdan pek şikayetçi değilim tabi, özellikle şarap kısmında. Şarap, italyan şarabıdır nokta.
Gerçi hukuk çalışırken şarap içmek o kadar keyifli olmuyor ama şaraptan sonra huku bile bir güzel geliyor insanın gözüne orası ayrı.
"Have you met Ted?" numarasını yapmayı zamanında hangimiz istemedik ki? İstedik ama yapmadık. Oysa sevgili üniversitenin güzel bahçesinde bunu yapıyor insanlar. İ.K ile masum bir şekilde bankta otururken yanımızda beliriveren tiplerinden saçma bir harekette bulunacakları belli olan iki insandı onlar. Sonra biri dönüp "Siz x' ( çocuğun adını vermemek için değil, adını hatırlamadığım için)le tanıştınız mı?" dedi. O an neden bunu yapmayı çok isteyip yapmadığımızı anladım. Meğer yapınca çok salak duruyormuş insan.
Ancak fark ettik ki, biz artık okulumuzun bahçesini seviyoruz. O bahçede muhabbet edip birbirinden çok farklı insanları incelemeyiz seviyoruz işte. Bu arada asosyalliğimizin en birinci sebebi de o insanlar gibi farklı olmamamızdır, bu böyle biline. Biz sıradan hayatları olan, sınav zamanı ders çalışan sınıfta kalmayan insanlarız ondan çevremiz yok, bunu bu gece çözdüm evet. Çözmem iyi mi oldu onu bilemedim.
Artık kendimi tutamayıp "süzme bal dudaklara bak bak bak bak doyaağmağdım." diye şarkılar söyleyceğim. Ben ona bak bak doyamıyorum, eminim o da benim ona olan hayranlığımın farkında ama neyse. Lütfen bu kadar güzel olma ve böyle güzel gülme, sana yalvarıyorum M.
Gerçi hukuk çalışırken şarap içmek o kadar keyifli olmuyor ama şaraptan sonra huku bile bir güzel geliyor insanın gözüne orası ayrı.
"Have you met Ted?" numarasını yapmayı zamanında hangimiz istemedik ki? İstedik ama yapmadık. Oysa sevgili üniversitenin güzel bahçesinde bunu yapıyor insanlar. İ.K ile masum bir şekilde bankta otururken yanımızda beliriveren tiplerinden saçma bir harekette bulunacakları belli olan iki insandı onlar. Sonra biri dönüp "Siz x' ( çocuğun adını vermemek için değil, adını hatırlamadığım için)le tanıştınız mı?" dedi. O an neden bunu yapmayı çok isteyip yapmadığımızı anladım. Meğer yapınca çok salak duruyormuş insan.
Ancak fark ettik ki, biz artık okulumuzun bahçesini seviyoruz. O bahçede muhabbet edip birbirinden çok farklı insanları incelemeyiz seviyoruz işte. Bu arada asosyalliğimizin en birinci sebebi de o insanlar gibi farklı olmamamızdır, bu böyle biline. Biz sıradan hayatları olan, sınav zamanı ders çalışan sınıfta kalmayan insanlarız ondan çevremiz yok, bunu bu gece çözdüm evet. Çözmem iyi mi oldu onu bilemedim.
Artık kendimi tutamayıp "süzme bal dudaklara bak bak bak bak doyaağmağdım." diye şarkılar söyleyceğim. Ben ona bak bak doyamıyorum, eminim o da benim ona olan hayranlığımın farkında ama neyse. Lütfen bu kadar güzel olma ve böyle güzel gülme, sana yalvarıyorum M.
5 Kasım 2010 Cuma
no pierdas la esperanza.
Bak ciddi ciddi söylüyorum, iyi geçen bir sınavın verdiği hazzı bir de spordan sonra alınan duşun verdiği keyfi hiçbir şey vermez. Hele hele iyi geçen bir sınavdan sonra öyle gaza geliyorum ki "ıı ne bilmiş kız şuna bak." diyebilirsiniz bana, o kadar.
Haftaya 4 gün içerisinde tam 6 sınavım var, bir de yetmezmiş gibi ispanyolca kursları var falan. Bazen gerçekten yok olmak istiyorum yani evet tam anlamıyla yok olmak.
Mesela bazen de uyanmak istemiyorum. Güne başlamak istemiyorum falan. Rüyalarımda her şey daha güzel ve ben rüyalarımda kalmak istiyorum.
Tek heyecanlı olay, kardeşimin bir arkadaşından eski atari oyunlarımızın olduğu bir cd alması oldu. Deli gibi oynardım ben onları, çocukluğum onlarla geçti ve şu an oynayacak zaman yok. Al işte bayramda yapılacak bir aktivite daha:
Bilgisayar oynanacak ve asosyalliğe asosyallik katılacak.
Gerçi eğer Üstün' le beraber şu iki kişilik oyunlardan oynarsak biraz sosyal olmaz mıyız? Hani tek kişi değil de iki kişi falan diye.. Belki.
Yarın spor salonumda çok sevgili spor hocamla ölçüm yapıp yeni bir programa geçeceğiz, yarın güzel bir gün olabilir umudum var bu yönde.
Umudu olmayan insanlar zaten ölüyormuş. Öyleymiş.
Haftaya 4 gün içerisinde tam 6 sınavım var, bir de yetmezmiş gibi ispanyolca kursları var falan. Bazen gerçekten yok olmak istiyorum yani evet tam anlamıyla yok olmak.
Mesela bazen de uyanmak istemiyorum. Güne başlamak istemiyorum falan. Rüyalarımda her şey daha güzel ve ben rüyalarımda kalmak istiyorum.
Tek heyecanlı olay, kardeşimin bir arkadaşından eski atari oyunlarımızın olduğu bir cd alması oldu. Deli gibi oynardım ben onları, çocukluğum onlarla geçti ve şu an oynayacak zaman yok. Al işte bayramda yapılacak bir aktivite daha:
Bilgisayar oynanacak ve asosyalliğe asosyallik katılacak.
Gerçi eğer Üstün' le beraber şu iki kişilik oyunlardan oynarsak biraz sosyal olmaz mıyız? Hani tek kişi değil de iki kişi falan diye.. Belki.
Yarın spor salonumda çok sevgili spor hocamla ölçüm yapıp yeni bir programa geçeceğiz, yarın güzel bir gün olabilir umudum var bu yönde.
Umudu olmayan insanlar zaten ölüyormuş. Öyleymiş.
4 Kasım 2010 Perşembe
2 Kasım 2010 Salı
D) Ich weiss nicht.
Yazı yazıp bir şeyler okumaktan gözlerim bozulacak artık, şu vize haftasını bir atlatsak sağ sağlim.
Hangi taşı kaldırsam altından Roman Jakobson çıkıyor, sıkıldım artık senden be adam 3 yıldır!
Ders çalışmak bana hiç yaramadı, her an bir şeyler yiyeyim içeyim istiyorum. Vize haftası bitene kadar obez olmazsam iyidir ben.
Bence en iyi anne, markete giderken "Anne bana da bir bira kap gel." dediğinizde size hiçbir şey sormadan biranızı alıp gelen önünüze koyan annedir. Gördü kadın arabesk dinleyerek almanca çalıştığımı tabi anladı durumumu ne yapsın. Seviyorum seni anne.
Ben güzel bir kasım beklerken, kasımın vize haftasıyla başlıyor olması iyi bir işaret midir sizce.
Bugün Alman usulü bir Almanca sınavı olduk. İlginçti. Şıklıydı sorular, dört şık vardı ve bütün D şıklarında "ich weiss nicht(Bilmiyorum)" yazıyordu. Yani eğer sorunun cevabını bilmiyorsanız soruyu boş bırakmayıp D şıkkını işaretliyorsunuz. Bu Almanlar garip lan valla bak.
Otobüste yanımda oturan amca gazetesine doğru eğilmiş heycanlı bir şekilde bir köşe yazısı okuyordu. Yarım saat okuması bitmedi amcanın, ben de merak edip yan gözle ne okuyor bu amca bu kadar uzun diye baktım. Meğer adam uyumuş lan. Gazeteye doğru uyumuş ama horlaya horlaya uyuyormuş. O an yaşadığım hayal kırıklığını size anlatamam. Çok üzüldüm.
Sürekli şu vize haftası bitsin' li cümleler kuruyorum. Sanki vize haftası bitince hayatımda çok şey değişecekmiş gibi. Haha. Siz de kahkaha atmak istemediniz mi yani şu an?
Hangi taşı kaldırsam altından Roman Jakobson çıkıyor, sıkıldım artık senden be adam 3 yıldır!
Ders çalışmak bana hiç yaramadı, her an bir şeyler yiyeyim içeyim istiyorum. Vize haftası bitene kadar obez olmazsam iyidir ben.
Bence en iyi anne, markete giderken "Anne bana da bir bira kap gel." dediğinizde size hiçbir şey sormadan biranızı alıp gelen önünüze koyan annedir. Gördü kadın arabesk dinleyerek almanca çalıştığımı tabi anladı durumumu ne yapsın. Seviyorum seni anne.
Ben güzel bir kasım beklerken, kasımın vize haftasıyla başlıyor olması iyi bir işaret midir sizce.
Bugün Alman usulü bir Almanca sınavı olduk. İlginçti. Şıklıydı sorular, dört şık vardı ve bütün D şıklarında "ich weiss nicht(Bilmiyorum)" yazıyordu. Yani eğer sorunun cevabını bilmiyorsanız soruyu boş bırakmayıp D şıkkını işaretliyorsunuz. Bu Almanlar garip lan valla bak.
Otobüste yanımda oturan amca gazetesine doğru eğilmiş heycanlı bir şekilde bir köşe yazısı okuyordu. Yarım saat okuması bitmedi amcanın, ben de merak edip yan gözle ne okuyor bu amca bu kadar uzun diye baktım. Meğer adam uyumuş lan. Gazeteye doğru uyumuş ama horlaya horlaya uyuyormuş. O an yaşadığım hayal kırıklığını size anlatamam. Çok üzüldüm.
Sürekli şu vize haftası bitsin' li cümleler kuruyorum. Sanki vize haftası bitince hayatımda çok şey değişecekmiş gibi. Haha. Siz de kahkaha atmak istemediniz mi yani şu an?
patates.
Annemler İtalya' dan döndüklerinden beri evde italyan kahveleri, italyan makarnaları italyan bilmemnesi içilip yeniyor. En son annem italyadan aldığı kahve sosunu benim yaptığım halis mulis Türk kahvesine koymaya çalışınca orada koptu ipler. "Amma çabuk İtalyan kölesi olmuşsunuz be!" dedim, annemse beni takmadan italyan soslu türk kahvesini yudumlamaya başladı.
Dün spor salonunda en sevgili spor hocam, belimde stres biriktiğini ve masajla bu stresten kurtulabileceğimi söyledi. Ben de önce boş boş bakıp sonra "Ay şekerim, her hafta düzenli masajımı yaptırırım da bu hafta zamanım olmadı biliyor musun?" dedim. Yok hayır öyle demedim, hatta hiçbir şey diyemedim. Ne masajı lan? Düzenli spor salonuna giden insan düzenli masaj yaptırır diye bir çıkarımda bulunduysa da sıkıntı var bence. Ama ever belimde stres birikmiş orası kesin, hatta sırf belimde değil de neyse.
Biz insan oğlulları, insan ilişkilerimizin içine etmeyi nasıl da iyi biliyoruz ha. Türü hiç fark etmez, herhangi bir ilişkinin içine çok rahatlıkla umursamadan edebiliriz. Ama yıllar geçince de insan hala düşünmeye devam ediyor "Ben nerede yanlış yaptım?" diye. Sen doğarak yanlış yaptın be anam, çıkmayacaktın ananın karnından hiç.
İşte hayatı en basit şekilde anlatan çok sevdiğim karikatürde şöyle diyor:
- O başka ellerde saltanat sürerken, ben serseri rüzgarlarda savrulup durucam ve bu dipsiz uçurum hayatımı başka sevgilerde teselli arayarak yaşayacağım artık... Yaşamaksa bu!..
+ Patates mi söylesek ya?!
Mesela öyle farklı bir şey olsun ki ne bileyim, geceyken güneş açsın,acıdan tatlı tatlıdan acı tat gelsin,bilmiyorum işte bir saat 60 dakike olmaktansa 30 dakika olsun, dünya zikzaklar çizerek güneş sisteminden çıksın falan sonra simultane çevirinin ortasındaki bir tercüman konuşmayı unutuversin birden böyle şeyler olsun, farklı bir şeyler istiyorum artık anlıyor musunuz hey?
Dün spor salonunda en sevgili spor hocam, belimde stres biriktiğini ve masajla bu stresten kurtulabileceğimi söyledi. Ben de önce boş boş bakıp sonra "Ay şekerim, her hafta düzenli masajımı yaptırırım da bu hafta zamanım olmadı biliyor musun?" dedim. Yok hayır öyle demedim, hatta hiçbir şey diyemedim. Ne masajı lan? Düzenli spor salonuna giden insan düzenli masaj yaptırır diye bir çıkarımda bulunduysa da sıkıntı var bence. Ama ever belimde stres birikmiş orası kesin, hatta sırf belimde değil de neyse.
Biz insan oğlulları, insan ilişkilerimizin içine etmeyi nasıl da iyi biliyoruz ha. Türü hiç fark etmez, herhangi bir ilişkinin içine çok rahatlıkla umursamadan edebiliriz. Ama yıllar geçince de insan hala düşünmeye devam ediyor "Ben nerede yanlış yaptım?" diye. Sen doğarak yanlış yaptın be anam, çıkmayacaktın ananın karnından hiç.
İşte hayatı en basit şekilde anlatan çok sevdiğim karikatürde şöyle diyor:
- O başka ellerde saltanat sürerken, ben serseri rüzgarlarda savrulup durucam ve bu dipsiz uçurum hayatımı başka sevgilerde teselli arayarak yaşayacağım artık... Yaşamaksa bu!..
+ Patates mi söylesek ya?!
Mesela öyle farklı bir şey olsun ki ne bileyim, geceyken güneş açsın,acıdan tatlı tatlıdan acı tat gelsin,bilmiyorum işte bir saat 60 dakike olmaktansa 30 dakika olsun, dünya zikzaklar çizerek güneş sisteminden çıksın falan sonra simultane çevirinin ortasındaki bir tercüman konuşmayı unutuversin birden böyle şeyler olsun, farklı bir şeyler istiyorum artık anlıyor musunuz hey?
31 Ekim 2010 Pazar
fix me a drink, make it a strong one.
Öyle çok yemek yedim ki, öyle çok milkshake içtim ki tam şu an tam buraya kusabilirim. Ama bunu kendime olan saygımdan dolayı yapmayacağım.
Yeni tanıştığım insanları facebook'ta, google'da twitter,da falan böyle sitelerde deli gibi araştırdığımı fark ettim. Ciddi bir dedektif kanı var bende. Oradan buradan garip bağlantılar yakalıyorum falan. Ha sonunda bir şey olmuyor da ben eğleniyorum işte.
Can sıkıntılarım beni yaratıcılıkta son noktaya ulaştırıyor. Canım sıkıldığı an, dolaptan kırmızı peruğumu takıp kendimden geçiyorum. Ah geçen sen tam bugünlerde almıştım ben o peruğu, bir Halloween hatırası.
Bugün resmen Kasım' a girdik. Kasım karakterli aydır severim kendisini. Güzel geçer benim Kasım' larım. Kötü bir Kasım hatırlamıyorum bak. Ekim' den iyi şeyler dilediğim halde pek olmadı; ama Kasım beni hayal kırıklığına uğratmaz diyorum ben. Aylarla aramdaki bu bağ da ilginçmiş yalnız. Yeni fark ettim ha.
Bu arada ben çoktan İzmir' e uçak biletimi aldım da 1 Şubatta İzmir'e, Mü'ye gidiyorum. Şu önümüzdeki 3 ay hemencecik geçse ve 1 Şubat gelse ya! O zaman en güzel ay Şubat mıdır?
Yeni tanıştığım insanları facebook'ta, google'da twitter,da falan böyle sitelerde deli gibi araştırdığımı fark ettim. Ciddi bir dedektif kanı var bende. Oradan buradan garip bağlantılar yakalıyorum falan. Ha sonunda bir şey olmuyor da ben eğleniyorum işte.
Can sıkıntılarım beni yaratıcılıkta son noktaya ulaştırıyor. Canım sıkıldığı an, dolaptan kırmızı peruğumu takıp kendimden geçiyorum. Ah geçen sen tam bugünlerde almıştım ben o peruğu, bir Halloween hatırası.
Bugün resmen Kasım' a girdik. Kasım karakterli aydır severim kendisini. Güzel geçer benim Kasım' larım. Kötü bir Kasım hatırlamıyorum bak. Ekim' den iyi şeyler dilediğim halde pek olmadı; ama Kasım beni hayal kırıklığına uğratmaz diyorum ben. Aylarla aramdaki bu bağ da ilginçmiş yalnız. Yeni fark ettim ha.
Bu arada ben çoktan İzmir' e uçak biletimi aldım da 1 Şubatta İzmir'e, Mü'ye gidiyorum. Şu önümüzdeki 3 ay hemencecik geçse ve 1 Şubat gelse ya! O zaman en güzel ay Şubat mıdır?
30 Ekim 2010 Cumartesi
black-wonderful life
Karanlık bir kafede,kırmızı uzun kanepelerde oturuyorduk. Orada olmak istediğimiz için orada değildik aslında, sadece olmak istediğimiz herhangi bir yer yoktu. Ya da birbirimizi görmek istediğimiz için bir arada değildik, sadece görmek istediğimiz bir başkası yoktu. Benim için durum buydu en azından. Yalnız belli bir süre için zamanı birlikte geçirmeye karar vermiştik, sanki bir yerlerde bir geçmişimiz vardı ama artık o kadar silikti ki ne o ne de ben sallamıyorduk değerleri. Sadece o an vardı. O anın bitecek olması koyuyordu bana, bak. Kafası karışık, neden orada olduğunu bilmeyen iki zavallı insandık. Sonra benim kafam güzeldi bak işte o an mutluydum ben. Başım dönüyordu, çok mutluydum. Tavana kitlendim, tavan çok güzeldi, kırmızıydı mutluydum. Sonra şarkı çaldı, "..and I need a friend oh, I need a friend to make me happy.." diyordu. Sanki bize diyordu bir de biz eğlenelim diye sonunda "it's a wonderful, wonderful life." diye ekliyordu. Yağmur yağıyordu, kafamızdaki dünyalar ne kadar farklı olursa olsun o yağmurda o caddede kol kola yürümüştük. Sonra, cadde bitti.
Bu da böyle bir anımdır.
Bu da böyle bir anımdır.
28 Ekim 2010 Perşembe
seasons came, seasons went.
Hep bu kadar mutsuz muydum yoksa mutsuzluğumu yeni mi fark ediyorum? Hep bu kadar sıkıcı mıydı hayatım yoksa git gide daha da mı sıkıcılaşıyor? Tatmin olma problemim mi var yoksa ortada tatmin olacak bir durum mu yok? Bugün burada bu soruları cevaplamak için toplandık. Hadi lan yok öyle bir şey, dağılın şimdi.
Bir otursam 24 saat ağlayabilirim demiş miydim daha önce? Hah şimdi 48 saate çıktı o süre o zaman. Sırf fazla zaman kaybederim diye başlamıyorum ağlamaya. Sonra gözler şişecek falan gerek yok şimdi.
Adam "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın; kendin içindeyken kafan dışındaysa.." demiş. İşte ben şu an ne içindeyim ne de dışında çemberin..
Benim birayı fondip yapmamayı öğrenmem lazım önce, onu öğrenemezsem zaten diğer öğrendiklerimin pek bir anlamı kalmıyor.
"Geçen sene saçım sarıydı sonra kızıla boyadım. Ama sarıyken de kızılken de beğenirlerdi beni, önümüzdeki hafta yine boyayacağım." konuşmasını yapan kızın bulunduğu bardaydım bugün. Hayatıma bir renk gerekiyordu evet ama belki de bu kadar fazla değil. O neydi abi öyle, nasıl bir bardı o biranız ucuz tamam da içindeki insanlar da bu kadar ucuz mu olmalı?
Etraftaki sevgililerin samimiyetlerine bakıp söylenen teyzeler vardır ya, hah işte bence onlardan pek bir farkımız kalmadı artık. Rahibe hayatı yaşayalım dedim, dinlemediler ki beni.
Bak bir Radiohead' den Paranoid Android' in klibidir, bir de Nick Cave' le PJ. Harvey' nin Henry Lee klibi. Bunların üstüne tanımam. Hele Henry Lee' yi film gibi izler izler doyamam. Nasıl duygu dolu bir kliptir o.
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. (T. Erdoğan konuşması çevirmiş simultane öğrenicisinin korkunç anıları.)
Bir otursam 24 saat ağlayabilirim demiş miydim daha önce? Hah şimdi 48 saate çıktı o süre o zaman. Sırf fazla zaman kaybederim diye başlamıyorum ağlamaya. Sonra gözler şişecek falan gerek yok şimdi.
Adam "Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın; kendin içindeyken kafan dışındaysa.." demiş. İşte ben şu an ne içindeyim ne de dışında çemberin..
Benim birayı fondip yapmamayı öğrenmem lazım önce, onu öğrenemezsem zaten diğer öğrendiklerimin pek bir anlamı kalmıyor.
"Geçen sene saçım sarıydı sonra kızıla boyadım. Ama sarıyken de kızılken de beğenirlerdi beni, önümüzdeki hafta yine boyayacağım." konuşmasını yapan kızın bulunduğu bardaydım bugün. Hayatıma bir renk gerekiyordu evet ama belki de bu kadar fazla değil. O neydi abi öyle, nasıl bir bardı o biranız ucuz tamam da içindeki insanlar da bu kadar ucuz mu olmalı?
Etraftaki sevgililerin samimiyetlerine bakıp söylenen teyzeler vardır ya, hah işte bence onlardan pek bir farkımız kalmadı artık. Rahibe hayatı yaşayalım dedim, dinlemediler ki beni.
Bak bir Radiohead' den Paranoid Android' in klibidir, bir de Nick Cave' le PJ. Harvey' nin Henry Lee klibi. Bunların üstüne tanımam. Hele Henry Lee' yi film gibi izler izler doyamam. Nasıl duygu dolu bir kliptir o.
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. (T. Erdoğan konuşması çevirmiş simultane öğrenicisinin korkunç anıları.)
27 Ekim 2010 Çarşamba
boş
İnsan o kadar düzlükten, sıkılmışlıktan, grilikten sonra biraz renk istiyor heyecan istiyor hayatında haklı olarak.. Farklılık, farklı bir insan, farklı bir muhabbet, farklı olaylar bekliyor doğal olarak. Her zaman da bulunmuyor bunlar. Bulundu mu da çok süreli olmuyorlar, bitiveriyorlar.
Bir saç teli buldum şimdi burada da bu benim saçım değil lan, hayırdır ne iş?
Bazen odama bile yabancı hissediyorum kendimi, hatta kendime yabancı hissediyorum var mı ötesi?
Bir ara odamı toplamam gerek, biri görse burada savaş çıktığına yemin edebilir. Anne olmayınca evde, böyle oluyor durumlar demek ki.
"Kaybolmak, yok olmak istiyorum." demiştim, o da "Gel beraber kaybolalım." demişti. Keşke tam o an kaybolsaymışız. Belki şu an daha güzel olurmuş her şey.
insan bazen kaybolmak ister
kendi kendine kalmayı özler
hayaller kurmayı sever
gerçekler bazen az gelir
bu dünya bazen dar gelir,
bu hayat boş gelir.
Bir saç teli buldum şimdi burada da bu benim saçım değil lan, hayırdır ne iş?
Bazen odama bile yabancı hissediyorum kendimi, hatta kendime yabancı hissediyorum var mı ötesi?
Bir ara odamı toplamam gerek, biri görse burada savaş çıktığına yemin edebilir. Anne olmayınca evde, böyle oluyor durumlar demek ki.
"Kaybolmak, yok olmak istiyorum." demiştim, o da "Gel beraber kaybolalım." demişti. Keşke tam o an kaybolsaymışız. Belki şu an daha güzel olurmuş her şey.
insan bazen kaybolmak ister
kendi kendine kalmayı özler
hayaller kurmayı sever
gerçekler bazen az gelir
bu dünya bazen dar gelir,
bu hayat boş gelir.
26 Ekim 2010 Salı
göremiyorum, bay.
Hasta olmanın iyi yanlarına bakmak lazım. İki günde tam iki kilo vermek gibi mesela, beni bundan daha fazla ne mutlu ederdi ki zaten?
Bence en iyi insan siz evde hasta yatarken, size elinde kekiyle geçmiş olsun' a gelendir. Teşekkürlerim Üstün' e gitsin, seni seviyorum. Hatta şu an keklerinden yerken seni ailecek seviyoruz.
"Bu dünyada ve bu yaşamda aslında birbirimize mecburuz" yazıyor hukuk kitabımın ilk sayfasında. Hukuk kitabı bile diyorsa doğrudur lan.
Ya tamam ben de bazen facebook gibi sanal alemlerde çok şeyler paylaşıyorum, çok fotoğraf koyuyorum ama öyle her anımı da yazmıyorum ya da sürekli sosyal mesajlar vermiyorum, herkese iyi günler dilemiyorum. Şimdi onlar "Herkese güzel bir hafta dilerim." diye yazınca benim haftam güzel mi geçecek? Yok öyle bir şey. Ne biliyim her an nerede olduğumu, gece hangi club' a gittiğimi falan yazmıyorum. (Çok deli gece hayatım olmasına rağmen yapmıyorum bunu.)
Bazen İngiliz arkadaşların yazışmalarını okuyup hiçbir şey anlamıyorum. Nasıl garip kelimeler ve gramer yapıları kullanıyor bu insanlar? Madem böyle yapılar kullanıyorlar biz neden başka şeyler öğrendik hı? Cevap verin bana!
Bu hastalık beni bir açıdan kendime getirdi, geçen haftanın korkunç sıkılmış modundan çıktım, evde oturmak iyi geldi, geçen hafta sizleri terslediysem veya takmadıysam affedin beni.
"Sırt çantamı takıp, canımın istediği yerlere gitmeyi, farklı kültürler görüp kaygısız bir turist olmayı çok özledim." demiş bir arkadaşım, ah ben de çok özledim ben de! "Kaygısız Turist" ne güzel bir tanımlamadır yahu.
İçtiğim ilaçlardan mıdır nedir bilmiyorum ama şu an resmen bulanık görüyorum yani evet resmen bulanık böyle her yer bulanık hatta yazdığımı görmüyorum ha şu an n'oluyo ya?
Bence en iyi insan siz evde hasta yatarken, size elinde kekiyle geçmiş olsun' a gelendir. Teşekkürlerim Üstün' e gitsin, seni seviyorum. Hatta şu an keklerinden yerken seni ailecek seviyoruz.
"Bu dünyada ve bu yaşamda aslında birbirimize mecburuz" yazıyor hukuk kitabımın ilk sayfasında. Hukuk kitabı bile diyorsa doğrudur lan.
Ya tamam ben de bazen facebook gibi sanal alemlerde çok şeyler paylaşıyorum, çok fotoğraf koyuyorum ama öyle her anımı da yazmıyorum ya da sürekli sosyal mesajlar vermiyorum, herkese iyi günler dilemiyorum. Şimdi onlar "Herkese güzel bir hafta dilerim." diye yazınca benim haftam güzel mi geçecek? Yok öyle bir şey. Ne biliyim her an nerede olduğumu, gece hangi club' a gittiğimi falan yazmıyorum. (Çok deli gece hayatım olmasına rağmen yapmıyorum bunu.)
Bazen İngiliz arkadaşların yazışmalarını okuyup hiçbir şey anlamıyorum. Nasıl garip kelimeler ve gramer yapıları kullanıyor bu insanlar? Madem böyle yapılar kullanıyorlar biz neden başka şeyler öğrendik hı? Cevap verin bana!
Bu hastalık beni bir açıdan kendime getirdi, geçen haftanın korkunç sıkılmış modundan çıktım, evde oturmak iyi geldi, geçen hafta sizleri terslediysem veya takmadıysam affedin beni.
"Sırt çantamı takıp, canımın istediği yerlere gitmeyi, farklı kültürler görüp kaygısız bir turist olmayı çok özledim." demiş bir arkadaşım, ah ben de çok özledim ben de! "Kaygısız Turist" ne güzel bir tanımlamadır yahu.
İçtiğim ilaçlardan mıdır nedir bilmiyorum ama şu an resmen bulanık görüyorum yani evet resmen bulanık böyle her yer bulanık hatta yazdığımı görmüyorum ha şu an n'oluyo ya?
25 Ekim 2010 Pazartesi
people ain't no good.
Mide bulantısı, karın ağrısı, baş dönmesi falan ne gereksiz eylemler. Lütfen geçer misiniz artık?
Öğlen 2' den beri yatağa yapıştım kaldım, kalkamıyorum. Hiçbir şeye değil İspanyolca dersime gidemediğime yanarım. Hastalık kötü şey azizim.
Çoğu erkeğin pislik olduğunu söylersem bence çok da yanlış olmaz. Atarlıyım erkeklere, fenimist kesildim bir an.
Bu hayat insanı kesinlikle arabesk dinlemeye yönlendiriyor. İmt öğrencisi olmak insana arabesk dinletir dedik, doğru mudur, doğrudur. Bir de içmek lazım tabi kuru arabesk olmaz. O zaman bayram gelsin ve ben içkiye doyayım.
İlk vizemi oldum. Güzeldi, iyiydi darısı diğer vizelerin başına.
Evde annenin olmaması büyük eksiklik, evi kim toplayacak lan şimdi?
Galiba üzerimdeki yabaniliği atıyorum yavaştan, insanlara kötü davranmıyorum artık, iyi kız oldum, ehe.
Bazı insanlar vardır ne kadar zaman geçerse geçsin ne kadar yıl geçerse geçsin hayatınızdan çıkmayı beceremezler. O insanlara sesleniyorum,kabalaşmayıp kibar konuştuğum için özür dilerim ama şimdi hayatımdan çıkıp beni rahat bırakır mısınız? Teşekkürler.
"people ain't no good." Nick Cave' i seviyorum çok.
Öğlen 2' den beri yatağa yapıştım kaldım, kalkamıyorum. Hiçbir şeye değil İspanyolca dersime gidemediğime yanarım. Hastalık kötü şey azizim.
Çoğu erkeğin pislik olduğunu söylersem bence çok da yanlış olmaz. Atarlıyım erkeklere, fenimist kesildim bir an.
Bu hayat insanı kesinlikle arabesk dinlemeye yönlendiriyor. İmt öğrencisi olmak insana arabesk dinletir dedik, doğru mudur, doğrudur. Bir de içmek lazım tabi kuru arabesk olmaz. O zaman bayram gelsin ve ben içkiye doyayım.
İlk vizemi oldum. Güzeldi, iyiydi darısı diğer vizelerin başına.
Evde annenin olmaması büyük eksiklik, evi kim toplayacak lan şimdi?
Galiba üzerimdeki yabaniliği atıyorum yavaştan, insanlara kötü davranmıyorum artık, iyi kız oldum, ehe.
Bazı insanlar vardır ne kadar zaman geçerse geçsin ne kadar yıl geçerse geçsin hayatınızdan çıkmayı beceremezler. O insanlara sesleniyorum,kabalaşmayıp kibar konuştuğum için özür dilerim ama şimdi hayatımdan çıkıp beni rahat bırakır mısınız? Teşekkürler.
"people ain't no good." Nick Cave' i seviyorum çok.
22 Ekim 2010 Cuma
gri.
Hayat hiç bu kadar gri olmamıştı. Sadece ders ve okuldan oluşuyor yaşam. Düz gri bir çizgi adeta. Hiç farklı bir renk karışmaz mı araya, yanlışlıkla bile olsa?
Artık bilgisayarda yazı yazmaktan, bir şeyler okumaktan gözlerim bozulacak. Sırtım kamburlaşacak falan korkuyorum. Ders çalışmak hayati bir gereksinim gibi oldu, boş bir beş dakikam varsa "hıh ders çalışabilirim bu beş dakikada" diyorum sonra irkiliyorum.
Nasıl sıkıldım ya, işte öyle çok sıkıldım. Hatta sırf dersten falan sıkılmadım ben, insanlardan da sıkıldım. Herkesten, hepinizden sıkıldım, alınmaca yok ama. Asosyal bir varlık olabilirim evet ama durum bu, kimseyi görmek kimseyle görüşmek istemiyorum, nokta. Ama tabi bu dönem de geçecek elbet, panik yok stres yok.
Sırf kendime ayırdığım zaman dilimleri, spor salonunda geçen saatler. Ben spor yaparken insanlıktan çıkıp başka bir varlık oluyorum. Beni öyle görseniz korkarsınız yani o derece. Hele dün spor salonunda sevgili spor hocamın davetiyle spinnig dersine giriverdim. O davet etmese girer miydim? İmkansız. Ki bundan sonra o davet etse de girmem, girmeyeceğim. O nasıl bir olaydı öyle ya, ölüyorum sandım. Asıl fikir bisiklet, pedal çevirmece falan ne kadar zor olabilir ki diye soruyor insan kendine ancak nefesim kesilip kıpkırmızı olduğumda anladım ne kadar zor olabileceğini. Zaten kötüleştiğimi gören sevgili hocam "iyi misin, çıkabilirsin istersen." dedi ve ben çıktım. Hiç bir güç beni o derse sokamaz bir daha. Gerçi sonrasında buz gibi bir duş alınca kendime geldim ama o acıyı çekmek istemiyorum bir daha.
Ama bugün spor salonunun önünden geçerken onu görünce yaşadığım heyecan da paha biçilemezdi. İlk söylediğim cümle "Ehe, bana el salladı, bana el salladı!" oldu. El sallamak abartılmaması gerekilen bir aktivite olsa da..
Spordan başka da hayatımda bir bok yok sanırım. Annemi ve anneannemi de bugün İtalya' ya yolculadık. Ev de boş. Pazartesi sınav var, çalışılacak bir sürü konu, yapılacak ödevler var. Yarın cumartesi ve benim dersim var. İsyanım çok büyük bu aralar.
Artık bilgisayarda yazı yazmaktan, bir şeyler okumaktan gözlerim bozulacak. Sırtım kamburlaşacak falan korkuyorum. Ders çalışmak hayati bir gereksinim gibi oldu, boş bir beş dakikam varsa "hıh ders çalışabilirim bu beş dakikada" diyorum sonra irkiliyorum.
Nasıl sıkıldım ya, işte öyle çok sıkıldım. Hatta sırf dersten falan sıkılmadım ben, insanlardan da sıkıldım. Herkesten, hepinizden sıkıldım, alınmaca yok ama. Asosyal bir varlık olabilirim evet ama durum bu, kimseyi görmek kimseyle görüşmek istemiyorum, nokta. Ama tabi bu dönem de geçecek elbet, panik yok stres yok.
Sırf kendime ayırdığım zaman dilimleri, spor salonunda geçen saatler. Ben spor yaparken insanlıktan çıkıp başka bir varlık oluyorum. Beni öyle görseniz korkarsınız yani o derece. Hele dün spor salonunda sevgili spor hocamın davetiyle spinnig dersine giriverdim. O davet etmese girer miydim? İmkansız. Ki bundan sonra o davet etse de girmem, girmeyeceğim. O nasıl bir olaydı öyle ya, ölüyorum sandım. Asıl fikir bisiklet, pedal çevirmece falan ne kadar zor olabilir ki diye soruyor insan kendine ancak nefesim kesilip kıpkırmızı olduğumda anladım ne kadar zor olabileceğini. Zaten kötüleştiğimi gören sevgili hocam "iyi misin, çıkabilirsin istersen." dedi ve ben çıktım. Hiç bir güç beni o derse sokamaz bir daha. Gerçi sonrasında buz gibi bir duş alınca kendime geldim ama o acıyı çekmek istemiyorum bir daha.
Ama bugün spor salonunun önünden geçerken onu görünce yaşadığım heyecan da paha biçilemezdi. İlk söylediğim cümle "Ehe, bana el salladı, bana el salladı!" oldu. El sallamak abartılmaması gerekilen bir aktivite olsa da..
Spordan başka da hayatımda bir bok yok sanırım. Annemi ve anneannemi de bugün İtalya' ya yolculadık. Ev de boş. Pazartesi sınav var, çalışılacak bir sürü konu, yapılacak ödevler var. Yarın cumartesi ve benim dersim var. İsyanım çok büyük bu aralar.
20 Ekim 2010 Çarşamba
anksiyete bozuklukları.
Bütün gün derslerde not alırken başlarına 19ekim2010 diye tarih attım bugün, dün de 18ekim2010 diye atmıştım; meğer dün 19u bugün 20siymiş. Aklım o kadar gitmiş siz anlayın.
Öyle bir sarhoş olayım ki gerçekten ayılmayayım bir daha. Canım içmek ister, başım dönsün ister, uçayım ister, bu can neler ister neler..
Evde yalnız kalınca aklıma hep yaramazlık yapmak geliyor. Ben de geçen pazar evde kimse yok diye salondaki içki dolabını karıştırıverdim biraz. Karabiberli votka yı görünce "hmm denemek lazım." dedim. Denemez olaydım o nasıl bir acılık o nasıl korkunç bir tat. Yaramazlığımın cezası olarak dilime karar biberli votka yerine acı biber sürselerdi daha iyiydi.
Düşünmek ve paranoya yapmak için sadece kurs sonraları taksimden eve dönerkenki iki saatim var. O iki saatte ben neler neler kuruyorum ne zararlı düşüncelere kapılıyorum bilemezsiniz. Bence en sağlıklı insan düşünmeye zerre zamanı olmayan insandır.
Türkçe' den İngilizce' ye simultane yaparken "yüzde bilmemkaç" ın çevirisi olarak "per cent" yerine aklıma "por ciento" nun gelmesi bence çok tehlikeli. Daha İngilizceye çeviremeden İspanyolca' ya mı atlıyorum lan?
HASAL a bu sene Emre Altuğ' un gelme ihtimali varmış. Bunu duyduğumdan beri içim kıpır kıpır. Emre Altuğ aşkından ölebilirim.
Üç gündür spora gitmiyorum ve eksikliğini hissediyorum. Yarın spor salonuma kavuşacağım. Galiba sporkolik oldum, korkuyorum.
Önümüzdeki pazartesi ilk vizem var. Şaka gibi değil mi?
Ödeve konu olarak psikolojiyi seçtiğimde, içinden de anksiyete bozuklukları ve manik depresif psikozu seçtiğimde çok yanlış yaptım ben, evet.
Yeni Türkü güzeldir, güzel.
"Gözlerim doluyor aşkımın şiddetinden, ağlamak istiyorum."
Öyle bir sarhoş olayım ki gerçekten ayılmayayım bir daha. Canım içmek ister, başım dönsün ister, uçayım ister, bu can neler ister neler..
Evde yalnız kalınca aklıma hep yaramazlık yapmak geliyor. Ben de geçen pazar evde kimse yok diye salondaki içki dolabını karıştırıverdim biraz. Karabiberli votka yı görünce "hmm denemek lazım." dedim. Denemez olaydım o nasıl bir acılık o nasıl korkunç bir tat. Yaramazlığımın cezası olarak dilime karar biberli votka yerine acı biber sürselerdi daha iyiydi.
Düşünmek ve paranoya yapmak için sadece kurs sonraları taksimden eve dönerkenki iki saatim var. O iki saatte ben neler neler kuruyorum ne zararlı düşüncelere kapılıyorum bilemezsiniz. Bence en sağlıklı insan düşünmeye zerre zamanı olmayan insandır.
Türkçe' den İngilizce' ye simultane yaparken "yüzde bilmemkaç" ın çevirisi olarak "per cent" yerine aklıma "por ciento" nun gelmesi bence çok tehlikeli. Daha İngilizceye çeviremeden İspanyolca' ya mı atlıyorum lan?
HASAL a bu sene Emre Altuğ' un gelme ihtimali varmış. Bunu duyduğumdan beri içim kıpır kıpır. Emre Altuğ aşkından ölebilirim.
Üç gündür spora gitmiyorum ve eksikliğini hissediyorum. Yarın spor salonuma kavuşacağım. Galiba sporkolik oldum, korkuyorum.
Önümüzdeki pazartesi ilk vizem var. Şaka gibi değil mi?
Ödeve konu olarak psikolojiyi seçtiğimde, içinden de anksiyete bozuklukları ve manik depresif psikozu seçtiğimde çok yanlış yaptım ben, evet.
Yeni Türkü güzeldir, güzel.
"Gözlerim doluyor aşkımın şiddetinden, ağlamak istiyorum."
16 Ekim 2010 Cumartesi
*eye in the sky.
Bir hafta aralıksız uyusam uykuya anca doyarım sanırım. 6 gündür durmadan 7' de uyanmaktan gına geldi artık. Ne uyumaya, ne sosyal bir hayata zamanım var. Sadece koşuşturmaca.
Gerçi bu koşuşturmacanın da hoşuma giden yanları yok değil. Öyle yoğunum ki, düşünmeye zamanım yok. Bence insanın düşünmeye zamanının olmaması kadar da sağlıklı bir şey olamaz. Öbür türlü, paranoyalar ve saçma sapan durumlar..
Benim kadar spor salonunu seven biri daha yoktur galiba. Tabi spor salonunu, içindeki çalışma aletlerini, spor hocalarını falan "en kalbi duygularımla selamlıyorum."
Üç yıl aradan sonra lisedeki öğretmenimle buluşmak o kadar güzeldi ki! Hayırsızımdır aramam falan doğru. Ama bir kere görüştük mü de devamı gelir.
O nasıl bir Amerikan aksanıydı yahu? Nasıl da akıcı bir İngilizceydi o öyle? Benimse acilen İngiltere' ye gidip bir yıl orada kalmam gerek. Yarın olsa uyansam bir baksam ki İngiltere' deyim.
Bazen öyle bir dönem gelir ki herkesten sıkılırım, en sevdiklerimle bile konuşmak istemem, olur öyle arada.
Annem deli gibi geziyor. Ben de dışarıdan izliyorum işte. 22 Ekim' de ananemi de alıp İtalya' ya bayramda ise babamı alıp Prag a gidiyor. Ha gitsinler tabi canım gitsinler, ev bana kalsın, gelsin partiler ooh falan.
"eye in the sky" ne güzel bir şarkıdır. Alan Parsons Project ne harika bir gruptur.
Gerçi bu koşuşturmacanın da hoşuma giden yanları yok değil. Öyle yoğunum ki, düşünmeye zamanım yok. Bence insanın düşünmeye zamanının olmaması kadar da sağlıklı bir şey olamaz. Öbür türlü, paranoyalar ve saçma sapan durumlar..
Benim kadar spor salonunu seven biri daha yoktur galiba. Tabi spor salonunu, içindeki çalışma aletlerini, spor hocalarını falan "en kalbi duygularımla selamlıyorum."
Üç yıl aradan sonra lisedeki öğretmenimle buluşmak o kadar güzeldi ki! Hayırsızımdır aramam falan doğru. Ama bir kere görüştük mü de devamı gelir.
O nasıl bir Amerikan aksanıydı yahu? Nasıl da akıcı bir İngilizceydi o öyle? Benimse acilen İngiltere' ye gidip bir yıl orada kalmam gerek. Yarın olsa uyansam bir baksam ki İngiltere' deyim.
Bazen öyle bir dönem gelir ki herkesten sıkılırım, en sevdiklerimle bile konuşmak istemem, olur öyle arada.
Annem deli gibi geziyor. Ben de dışarıdan izliyorum işte. 22 Ekim' de ananemi de alıp İtalya' ya bayramda ise babamı alıp Prag a gidiyor. Ha gitsinler tabi canım gitsinler, ev bana kalsın, gelsin partiler ooh falan.
"eye in the sky" ne güzel bir şarkıdır. Alan Parsons Project ne harika bir gruptur.
14 Ekim 2010 Perşembe
please can i see u everyday?
O,öyle bir cümle kurdu ki; sonrasını ben hatırlamıyorum.
Yağmurlu hava çok bir romantik değil mi?
Çorlulu Ali Paşa Medresesi seni seviyorum iyi ki varsın.
Bazen o kadar çok "Hmm anladım." diyoruz, hatta hiçbir şey anlamadığımız zamanlarda bile.
Simultane kabininde yaşayabilirim. Ev, araba bir şey istemiyorum. Bir kabinim olsun bana yeter.
Profiterol yapan anne candır, kandır. En çok profiterol yapan anneyi severim.
Kimileri de işte yarışmaya girer falan, sonra da çıkarlar. Hayatın bir parçası tabi bu da.
Yağmurlu havada önüme çıkan sümüklü böcekleri ezmemek için büyük çaba harcıyor adeta sekerek yürüyorum. Bu çabayı başka alanlarda da harcamalıyım.
Son olarak bu şarkı ona gitsin; "I'm a fool again,
I fell in love with you again.
Please can i see you everyday?"
Cheap Trick' i seviyorum.
Yağmurlu hava çok bir romantik değil mi?
Çorlulu Ali Paşa Medresesi seni seviyorum iyi ki varsın.
Bazen o kadar çok "Hmm anladım." diyoruz, hatta hiçbir şey anlamadığımız zamanlarda bile.
Simultane kabininde yaşayabilirim. Ev, araba bir şey istemiyorum. Bir kabinim olsun bana yeter.
Profiterol yapan anne candır, kandır. En çok profiterol yapan anneyi severim.
Kimileri de işte yarışmaya girer falan, sonra da çıkarlar. Hayatın bir parçası tabi bu da.
Yağmurlu havada önüme çıkan sümüklü böcekleri ezmemek için büyük çaba harcıyor adeta sekerek yürüyorum. Bu çabayı başka alanlarda da harcamalıyım.
Son olarak bu şarkı ona gitsin; "I'm a fool again,
I fell in love with you again.
Please can i see you everyday?"
Cheap Trick' i seviyorum.
12 Ekim 2010 Salı
viod ab initio.
İnsan denen varlık umutsuz yaşayamıyor, yitirmeyelim umutlarımızı.
Dolabımın üstünde yaklaşık olarak iki aydır sabit duran sırt çantası biraz önce yere düştü. Ben de bu olaya az biraz çığlık atarak karşılık verdim. Bu olayın sebebi neydi? Yoksa Mü' nün dediği gibi, bu bir işaret miydi...
Merhaba, ben bir türk kahvesi bağımlısıyım ve halimden çok memnunum.
Akşam 7den sonra spor salonunun üçgen vücutlu, korkunç kaslı insanlarla dolacağını bilsem gitmezdim spora, yok lan yine de giderdim tamam.
"Kusura bakma ilgilenemedim senle." "Ehe,:)) sorun değil, bir dahaki sefere."
Ben ispanyolcayı ne kadar seviyorsam, almancayı da o kadar sevmiyorum işte!
Sütlü Kahve içinde dört kişi, tabu falan, ne hoş.
Latinceye ve bütün latin dillerine olan hayranlığım hızla artmakta.
Yarın sabahki dersimi ekiyor olmanın huzuru var içimde, yaramazlık daima güzeldir.
Herkese "amor, amor" şarkısını gönderiyorum, çok sevgi dolu bir gönderim oldu ama çok da güzel oldu, iyi oldu.
"te necesito, yo te quiero, mi vida sin ti es un desierto, amor amor.."
Dolabımın üstünde yaklaşık olarak iki aydır sabit duran sırt çantası biraz önce yere düştü. Ben de bu olaya az biraz çığlık atarak karşılık verdim. Bu olayın sebebi neydi? Yoksa Mü' nün dediği gibi, bu bir işaret miydi...
Merhaba, ben bir türk kahvesi bağımlısıyım ve halimden çok memnunum.
Akşam 7den sonra spor salonunun üçgen vücutlu, korkunç kaslı insanlarla dolacağını bilsem gitmezdim spora, yok lan yine de giderdim tamam.
"Kusura bakma ilgilenemedim senle." "Ehe,:)) sorun değil, bir dahaki sefere."
Ben ispanyolcayı ne kadar seviyorsam, almancayı da o kadar sevmiyorum işte!
Sütlü Kahve içinde dört kişi, tabu falan, ne hoş.
Latinceye ve bütün latin dillerine olan hayranlığım hızla artmakta.
Yarın sabahki dersimi ekiyor olmanın huzuru var içimde, yaramazlık daima güzeldir.
Herkese "amor, amor" şarkısını gönderiyorum, çok sevgi dolu bir gönderim oldu ama çok da güzel oldu, iyi oldu.
"te necesito, yo te quiero, mi vida sin ti es un desierto, amor amor.."
9 Ekim 2010 Cumartesi
platonik
Bence aşk, onu göremeyeceğiniz bir güne uyanmama isteğidir. Onu göreceğiniz gün ise, hiç zor gelmez sabah 7' de kalkmak falan. Gece uyumasanız bile olur hatta.
Hani siz yarım saat otobüs durağında beklersiniz de otobüs gelmez, sonra artık vazgeçip yürümeye başlarsınız ki otobüs gelmiştir; ancak geri dönüp yetişme şansınız yoktur. İşte ben böyle zamanlarda hayata küsüyorum.
Vücudumun istisnasız her bölgesi ağrıyor. Bacaklarım tutmuyor ve hatta kollarım kopacakmış gibi ağrıyor. Ama inan, hiç önemi yok hem de hiç hiç hiç iç iç ç.
Bu havalarda siz de biraz melankolik olmuyor musunuz yahu? Ben oluyorum. Bir de sonra Kadıköy' de bir kafede "she doesn't live here anymore" çalmasın mı? Çok hüzünlü bu şarkı.
O değil de, ben sola doğru eğik duruyormuşum ha. Yani vücudum sola doğru yamukmuş. Sevgili Üstün, burnun yamuk diye üzülüyordun, benim bütün vücudum yamukmuş şimdi n'apcağız?
Var ya almanca o kadar zor ki, en zor. Allah kimseye vermesin.
Kuzenimi görmeyeli bir yılı geçmiş. Elden hiçbir şey gelmiyor bazen. Aynı şehirde yakın semtlerde olan kuzenimi gör-e-miyorum. Nokta.
Sizce de en kuul' u dans eden spiderman smiley si değil midir? Peki ya sence Mü?
Ekim ayı daha bir değerli şimdi. Zaten sonbaharı severdim, artık en fazla seviyorum.
Ben platonik takılmayalı uzun süre olmuş meğerse. Arayı kapatmak lazım haydi bakalım.
Hani siz yarım saat otobüs durağında beklersiniz de otobüs gelmez, sonra artık vazgeçip yürümeye başlarsınız ki otobüs gelmiştir; ancak geri dönüp yetişme şansınız yoktur. İşte ben böyle zamanlarda hayata küsüyorum.
Vücudumun istisnasız her bölgesi ağrıyor. Bacaklarım tutmuyor ve hatta kollarım kopacakmış gibi ağrıyor. Ama inan, hiç önemi yok hem de hiç hiç hiç iç iç ç.
Bu havalarda siz de biraz melankolik olmuyor musunuz yahu? Ben oluyorum. Bir de sonra Kadıköy' de bir kafede "she doesn't live here anymore" çalmasın mı? Çok hüzünlü bu şarkı.
O değil de, ben sola doğru eğik duruyormuşum ha. Yani vücudum sola doğru yamukmuş. Sevgili Üstün, burnun yamuk diye üzülüyordun, benim bütün vücudum yamukmuş şimdi n'apcağız?
Var ya almanca o kadar zor ki, en zor. Allah kimseye vermesin.
Kuzenimi görmeyeli bir yılı geçmiş. Elden hiçbir şey gelmiyor bazen. Aynı şehirde yakın semtlerde olan kuzenimi gör-e-miyorum. Nokta.
Sizce de en kuul' u dans eden spiderman smiley si değil midir? Peki ya sence Mü?
Ekim ayı daha bir değerli şimdi. Zaten sonbaharı severdim, artık en fazla seviyorum.
Ben platonik takılmayalı uzun süre olmuş meğerse. Arayı kapatmak lazım haydi bakalım.
8 Ekim 2010 Cuma
en en fazla.
Bence aşk, o kişi doğum tarihinizi sorduğunda heyecandan "1990" yerine "2009" diye cevap vermektir. Yani aptallaşmaktır.
Yağmurdan sıçana dönmek deyimini dibine kadar yaşadık, bu kadar çok yağmasan ya??
Ve en güzeli, beni artık şu en fazla güzel olan spor hocasının çalıştıracak olmasıdır. Ben spora daha bir şevkle koşa koşa gitmez miyim şimdi?
Alttan alınan derslere pek gidilmezmiş, bu böyle biline.
Buluşma teklifini kızdan bekleyen erkek, hatalıdır. Çünkü zaten kız özellikle karşıdan bekler bu teklifi. Cesareti olmayan çekilsin şöyle kenara.
Bu yağmurda yapılacak en iyi aktivite, sinemaya gidip büyük boy mısır almakmış, ne iyi yapmışız yahu.
Kardeşin abladan bir şey saklaması bence en en kötü. Abla-kardeş ilişki kurallarına bile aykırı lan!
Son olarak, spor odalarındaki kilo,boy ölçümü yapılan odalar var ya işte o odaya herkesle girilmemeli bence.
Saygılar.
Yağmurdan sıçana dönmek deyimini dibine kadar yaşadık, bu kadar çok yağmasan ya??
Ve en güzeli, beni artık şu en fazla güzel olan spor hocasının çalıştıracak olmasıdır. Ben spora daha bir şevkle koşa koşa gitmez miyim şimdi?
Alttan alınan derslere pek gidilmezmiş, bu böyle biline.
Buluşma teklifini kızdan bekleyen erkek, hatalıdır. Çünkü zaten kız özellikle karşıdan bekler bu teklifi. Cesareti olmayan çekilsin şöyle kenara.
Bu yağmurda yapılacak en iyi aktivite, sinemaya gidip büyük boy mısır almakmış, ne iyi yapmışız yahu.
Kardeşin abladan bir şey saklaması bence en en kötü. Abla-kardeş ilişki kurallarına bile aykırı lan!
Son olarak, spor odalarındaki kilo,boy ölçümü yapılan odalar var ya işte o odaya herkesle girilmemeli bence.
Saygılar.
6 Ekim 2010 Çarşamba
pokito a poko
Bozulduğu için yarım saat yağmur altında beklememe ve eve anca akşam 10' da ulaşmama sebep olan 129T' ye izninizle küfrü basacağım. Sanki başka şehirden geliyorum eve anasını satayım, 7'de kurstan çıkıp 10'da eve varılmaz ki! Ben Taksim'den eve gelene kadar insanlar ülke değiştiriyor peh!
Neyse neyse sıcak ev, sıcak yemek falan kendime geldim geç de olsa. Günbegün İstanbul'dan biraz daha soğuyorum. Kalabalık, koşuşturma, telaş, endişe vb. kötü kavramlar geliyor aklıma İstanbul deyince.
2 saat otobüste aynı yerde hareketsiz oturunca artık bazı kaslarınızı hissetmemeye başlıyormuşsunuz lan. Öyleymiş.
Kendisi şu an İzmir' de MFÖ konserinde olan Mü beni cep telefonundan olaya dahil etmek üzere aradı. Ben olmadan MFÖ konserleri eksik olur ama.. neyse. Beni konser atmosferine sokan mü' ye teşekkürler.
Takım elbise erkeği değiştiriyor bir güzelleştiriyor, "haydi tüm erkekler takım elbiseye!" kampanyası başlatacağım. **suit up.
O değil de ben İspanya' yı özledim. İspanya' ya gitmek isterim, isterim de isterim. İspanyolca konuşan herhangi birine aşık olabilirim sanırım. Ne güzel dilsin sen öyle.
Bazen "sonrasını düşünmeden yaşayacağım ulan!" diyorum, dedikten sonra düşüncelere dalıveriyorum.
Neyse neyse sıcak ev, sıcak yemek falan kendime geldim geç de olsa. Günbegün İstanbul'dan biraz daha soğuyorum. Kalabalık, koşuşturma, telaş, endişe vb. kötü kavramlar geliyor aklıma İstanbul deyince.
2 saat otobüste aynı yerde hareketsiz oturunca artık bazı kaslarınızı hissetmemeye başlıyormuşsunuz lan. Öyleymiş.
Kendisi şu an İzmir' de MFÖ konserinde olan Mü beni cep telefonundan olaya dahil etmek üzere aradı. Ben olmadan MFÖ konserleri eksik olur ama.. neyse. Beni konser atmosferine sokan mü' ye teşekkürler.
Takım elbise erkeği değiştiriyor bir güzelleştiriyor, "haydi tüm erkekler takım elbiseye!" kampanyası başlatacağım. **suit up.
O değil de ben İspanya' yı özledim. İspanya' ya gitmek isterim, isterim de isterim. İspanyolca konuşan herhangi birine aşık olabilirim sanırım. Ne güzel dilsin sen öyle.
Bazen "sonrasını düşünmeden yaşayacağım ulan!" diyorum, dedikten sonra düşüncelere dalıveriyorum.
4 Ekim 2010 Pazartesi
take a sad song and make it better.
Dün gece gayet 12' de yatıp sabah 4'e kadar uyuyamamış daha dorusu sürekli kabus gördüğü için uyanıp durmuş bir insanım ben. Zaten burnum tıkalı, nefes alamıyorum geceleri boğulma tehlikeleri geçiriyorum falan. Çok sinirliyim, geri çekilin.
Yeni ispanyolca hocamdan çok kısa bahsetmek isterim. Bu adam benim gördüğüm en ama en yakışıklı ispanyoldur. Aksanı ve güzelim kır saçlarıyla o durmadan konuşsun ben dinlerim. Olgun erkek sevdasıdır gidiyor bende haydi hayırlısı.
Erkekler saç uzatmasın. Kendimde uzun saçı ne kadar seviyorsam erkekte de o kadar sevmiyorum işte. Bir de bakmıyorlar o kadar uzattıkları o saça, yağlı yağlı geziyorlar falan tam bir mide bulantısı sebebi. Kısaca, kısa saç en güzelidir.
Zor bir dönem geçiriyorum. Belki de daha önce hiç olmadığı kadar zor.. Şu dönemi sağ salim atlatayım halay çekeceğim, söz.
Taksimden eve dönüşümün iki saat sürmesi en başlıca intihar sebeplerinden biridir. Otobüste gerçekleşebilecek bütün aktiviteleri gerçekleştirdiğiniz halde, uykusuz okumak, müzik dinlemek, mesajlaşmak ve hatta telefondan feysbuk' a girmek gibi, hala eve ulaşamadıysanız aynı zamanda aç ve susuzsanız bir de üşüyorsanız işte orada sıkıntı vardır. Katil ederler insanı.
Biri şimdi haydi ağla ağla dök içini dese, hiç durmadan 24 saat ağlarım gibi geliyor. Rekor bile kırarım valla. En uzun süre ağlama rekoru, evvet.
Öz güven öyle bir şey ki gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz ve hatta kalsa da yetmez.
Yeni ispanyolca hocamdan çok kısa bahsetmek isterim. Bu adam benim gördüğüm en ama en yakışıklı ispanyoldur. Aksanı ve güzelim kır saçlarıyla o durmadan konuşsun ben dinlerim. Olgun erkek sevdasıdır gidiyor bende haydi hayırlısı.
Erkekler saç uzatmasın. Kendimde uzun saçı ne kadar seviyorsam erkekte de o kadar sevmiyorum işte. Bir de bakmıyorlar o kadar uzattıkları o saça, yağlı yağlı geziyorlar falan tam bir mide bulantısı sebebi. Kısaca, kısa saç en güzelidir.
Zor bir dönem geçiriyorum. Belki de daha önce hiç olmadığı kadar zor.. Şu dönemi sağ salim atlatayım halay çekeceğim, söz.
Taksimden eve dönüşümün iki saat sürmesi en başlıca intihar sebeplerinden biridir. Otobüste gerçekleşebilecek bütün aktiviteleri gerçekleştirdiğiniz halde, uykusuz okumak, müzik dinlemek, mesajlaşmak ve hatta telefondan feysbuk' a girmek gibi, hala eve ulaşamadıysanız aynı zamanda aç ve susuzsanız bir de üşüyorsanız işte orada sıkıntı vardır. Katil ederler insanı.
Biri şimdi haydi ağla ağla dök içini dese, hiç durmadan 24 saat ağlarım gibi geliyor. Rekor bile kırarım valla. En uzun süre ağlama rekoru, evvet.
Öz güven öyle bir şey ki gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz ve hatta kalsa da yetmez.
3 Ekim 2010 Pazar
i love huni.
Tütsüler, mumlar, sıcak banyo, rahatlatıcı içerikli çeşitli banyo jelleri ve slow müzik.. Stresten kurtulmak için çok şey denedim fena da değildi hani ama etkisi çabuk geçti. Hala stresliyim.
Mide ağrıları, kalp çarpıntıları, titreme falan yaşlı nineler gibiyim, psikolog yolu görünüyor galiba uzaktan uzaktan. Ya da bir huni geçireyim kafama daha iyi.
Laf aramızda bugün ilk defa depremi hissettim ben. Şu 17 Ağustos depreminde bile uykumdan taviz vermemiştim ama bugün sandalye ve lamba sallanınca aha dedim 'hissediyorum!'
Karadutlu şarapla evlenirim bile, o kadar büyük sevgim. İçin lan hepiniz!
İnsanın simultane çeviri için kendine ait bir kulaklığı ve mikrofonu olunca daha bir mutlu oluyor. Geriliyor, stres oluyor o ayrı.
Babamdan defter istedim. Basit bir defter. İnce, kareli, telli. Ama üstünde Transformers olacağını hiç düşünmemiştim. Neyse ya Transformers değil de Barbie' li olaydı ne yapardım o zaman?
Rüyalarıma giren adam, çıkar mısın? Rüyamda bile işin yok senin artık lan. İzin vermiyorum.
Harçlığıyla gelen misafir var ya işte o candır, kandır. Hep gelsin yine gelsin. Başımın üstünde yeri var.
Yarının pazartesi olması benim neredeyse hiç tatil yapmamış olmam vs. Hayat bazen çok zor.
Mide ağrıları, kalp çarpıntıları, titreme falan yaşlı nineler gibiyim, psikolog yolu görünüyor galiba uzaktan uzaktan. Ya da bir huni geçireyim kafama daha iyi.
Laf aramızda bugün ilk defa depremi hissettim ben. Şu 17 Ağustos depreminde bile uykumdan taviz vermemiştim ama bugün sandalye ve lamba sallanınca aha dedim 'hissediyorum!'
Karadutlu şarapla evlenirim bile, o kadar büyük sevgim. İçin lan hepiniz!
İnsanın simultane çeviri için kendine ait bir kulaklığı ve mikrofonu olunca daha bir mutlu oluyor. Geriliyor, stres oluyor o ayrı.
Babamdan defter istedim. Basit bir defter. İnce, kareli, telli. Ama üstünde Transformers olacağını hiç düşünmemiştim. Neyse ya Transformers değil de Barbie' li olaydı ne yapardım o zaman?
Rüyalarıma giren adam, çıkar mısın? Rüyamda bile işin yok senin artık lan. İzin vermiyorum.
Harçlığıyla gelen misafir var ya işte o candır, kandır. Hep gelsin yine gelsin. Başımın üstünde yeri var.
Yarının pazartesi olması benim neredeyse hiç tatil yapmamış olmam vs. Hayat bazen çok zor.
2 Ekim 2010 Cumartesi
feridun amca.
Sana tahammülüm yok, hele kendime hiç.
Antibiyotik alırken içki içince ölmüyorsun. Kaç kere denedim bak hala yaşıyorum. ...
Elma çayı bir başka güzel. Elma ve çayı ayrı ayrı düşündüğümde, elma çayı onlardan kat kat güzel.
Cihangir Moda'yla yarışır. Öyle bir semt yani, düşünün. Ama yine Moda kazanır orası kesin.
Biz Dünya Çeviri Günü' nde hayalet balonlar uçurduk gökyüzüne. Kimbilir neredeler şimdi..
İnsanın haftada sadece bir gününün tatil olması, cumartesileri dersinin olması insana fark ettirmeden intihar ettirir.
Derste el kaldırınca sana "Söyle!" diye cevap veren öğretmenden korkacaksın, usulca sınıfı terk edeceksin.
Sınıfınızda roman çevirmiş bir arkadaşınız var ise, imrenerek bakar sessizce kendinize acırsınız o kadar.
Galiba, sinir ilaçlarını çok yersiz kullanıyorum; bağımlılığım yakındır söylemesi.
Şair: "Bir öpüyorsun ağzın şaraplaşıyor,
Eriyip kendimi yitiriyorum." demiş. Ne güzel demiş?
Bence herkes hayatında bir ya da daha fazla aşık olmalı. Bırakın ayaklarınız yerden kesilsin. Korkmayın düşmekten; elbet geri ineceksiniz zaten.
Ve son olarak;
"Feridun Amca, her şey çok saçma,
Yaşam geliyordu üstüme,
Hiç yer yoktu kaçmaya."
Antibiyotik alırken içki içince ölmüyorsun. Kaç kere denedim bak hala yaşıyorum. ...
Elma çayı bir başka güzel. Elma ve çayı ayrı ayrı düşündüğümde, elma çayı onlardan kat kat güzel.
Cihangir Moda'yla yarışır. Öyle bir semt yani, düşünün. Ama yine Moda kazanır orası kesin.
Biz Dünya Çeviri Günü' nde hayalet balonlar uçurduk gökyüzüne. Kimbilir neredeler şimdi..
İnsanın haftada sadece bir gününün tatil olması, cumartesileri dersinin olması insana fark ettirmeden intihar ettirir.
Derste el kaldırınca sana "Söyle!" diye cevap veren öğretmenden korkacaksın, usulca sınıfı terk edeceksin.
Sınıfınızda roman çevirmiş bir arkadaşınız var ise, imrenerek bakar sessizce kendinize acırsınız o kadar.
Galiba, sinir ilaçlarını çok yersiz kullanıyorum; bağımlılığım yakındır söylemesi.
Şair: "Bir öpüyorsun ağzın şaraplaşıyor,
Eriyip kendimi yitiriyorum." demiş. Ne güzel demiş?
Bence herkes hayatında bir ya da daha fazla aşık olmalı. Bırakın ayaklarınız yerden kesilsin. Korkmayın düşmekten; elbet geri ineceksiniz zaten.
Ve son olarak;
"Feridun Amca, her şey çok saçma,
Yaşam geliyordu üstüme,
Hiç yer yoktu kaçmaya."
30 Eylül 2010 Perşembe
Ekim.
Bazen acaba gereğinden fazla şeyi aynı anda mı başarmaya çalışıyorum diye düşünmüyor değilim hani. Normal derslerim, alttan aldığım derslerim, hafta sonu formasyonum, ispanyolca kursum, birde açıköğretim eklenirse.. Gözüm korkuyor bu dönemden. Sadece Ocak ı düşünüyorum. Sömestr da Mü ile eğleneceğimizi düşünüp yaşamaya çalışıyorum işte.
Şu benim 'en fazla' güzel dediğim insanın feysbuk unu bulunca yaşadığım heyecanı daha sonra ise "İlişkisi var." yazsını görünce yaşadığım hayal kırıklığını size anlatamam. Hiç bu kadar çabuk duygu değişimi yaşamamıştım galiba.
Bu akşam Karga'daki Cenk Taner konserine gidemediğimden evimde Kesmeşeker açıp kendi kendime hüzün yaptım. Zaten fazla duygusalım bu aralar dokunmayın sakın.
Bir arkadaşımın diğer adı Ünlü'ymüş. Yazmazsam çatlayacaktım artık, çok sevdim ben bu ismi.
Öyle bir rüya gördüm ki uyanınca vay be ne güzel çekmişler filmi dedim. Bütün deniz hayvanlarının bir günlüğüne insan olduğu, biz insanların da onlara rehberlik yaptığımız ve benim bu balık insanlardan birine aşık olduğum bir rüya. Değişik bir konu, iyi çekimler, beklenmedik bir son falan. İyi rüya görüyorum lan.
Bir arkadaşım da "Sar-hoş et beni." demiş. Fena dememiş bence ya.
Ekim' e geldik de hava hala bir garip. Havadan dolayı ne giyeceğini de şaşırdı insanlar. Mini etekle bot giyenler, şort üstüne kazak giyenler bir garip giyim dolu her yer.
Ekim, bize bol bol güzellikler getir lütfen!
Şu benim 'en fazla' güzel dediğim insanın feysbuk unu bulunca yaşadığım heyecanı daha sonra ise "İlişkisi var." yazsını görünce yaşadığım hayal kırıklığını size anlatamam. Hiç bu kadar çabuk duygu değişimi yaşamamıştım galiba.
Bu akşam Karga'daki Cenk Taner konserine gidemediğimden evimde Kesmeşeker açıp kendi kendime hüzün yaptım. Zaten fazla duygusalım bu aralar dokunmayın sakın.
Bir arkadaşımın diğer adı Ünlü'ymüş. Yazmazsam çatlayacaktım artık, çok sevdim ben bu ismi.
Öyle bir rüya gördüm ki uyanınca vay be ne güzel çekmişler filmi dedim. Bütün deniz hayvanlarının bir günlüğüne insan olduğu, biz insanların da onlara rehberlik yaptığımız ve benim bu balık insanlardan birine aşık olduğum bir rüya. Değişik bir konu, iyi çekimler, beklenmedik bir son falan. İyi rüya görüyorum lan.
Bir arkadaşım da "Sar-hoş et beni." demiş. Fena dememiş bence ya.
Ekim' e geldik de hava hala bir garip. Havadan dolayı ne giyeceğini de şaşırdı insanlar. Mini etekle bot giyenler, şort üstüne kazak giyenler bir garip giyim dolu her yer.
Ekim, bize bol bol güzellikler getir lütfen!
29 Eylül 2010 Çarşamba
Biz çevirmezsek dünya dönmez!
Galiba bütün hocalar oturmuş konuşmuşlar 'biz bu 3. sınıfların hayatını nasıl mahvederiz?' diye sorup ölümüne ödev vermeye karar vermişler, evet bu olmuş.Daha ilk haftadan nedir bu sayfalarca ödev verme telaşı kuzum? Bir acelemiz mi var ne oluyor? Ha diyorsanız ki geçen 2 senenin acısını çıkartacağız, eyvallah. Az yatmadım hani geçen seneler.
Öyle bir koşuşturmaca ki üç gündür, yorgunluğum gözlerimden, hatta bütün organlarımdan fark ediliyor. O kadar dersten sonra spor salonuna gidilmezmiş meğer, bugün anladım. Hoop diye bayılacağım sanki, öyle bir halsizlik bu bendeki.. Ancak okumam ve çevirmem gereken o kadar çok metin var ki artık uykular bana haram sanırsam. Peki madem.
İ.Ü' ye olan sevgim bir kademe daha arttı! Üniversitemin bahçesini seviyorum, bahçedeki insanları daha bir seviyorum. Bugün daha bir anladım neden insanlar okula derse girmeye değil de bahçede oturmaya geliyormuş. Ben de saatlerce o bahçede oturabilirdim bugün, hiç sorun olmaz valla bak.
Bence bazı insanlar haddinden fazla güzel/yakışıklı. Yani o kadar güzeller ki fazla güzeller işte. Ve bazıları da fazla güzel gülüyor, gülümsüyor. Amma çok 'fazla' dedim; ama resmen fazla yani. Eğer biri gelip sadece "Naber?" dediğinde ben kalp krizi geçiriyor, elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırıyor ve böyle basit bir soruya uzun bir süre cevap veremiyorsam, burada sıkıntı var demektir. Mekanı koşarak terk etmek gerek.
Alpay Erdem' le aramızda, kasarak da olsa ortak bir nokta bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum. O kavunlu dondurma sevmiyor; bense kavunlu nargile. Ortak nokta: kavun.
O değilde bugün (3o eylül) Dünya Çevirmenler Günüymüş. Yani benim de bir günüm var!Hatta bu günün bir de sloganı var ki ben çok sevdim: "Biz çevirmezsek dünya dönmez." O kadar mutlu bir olay ki bu.. Neden bu kadar mutlu bilmiyorum ama öyle işte. Hatta ciddi ciddi bu günü kutlayacak insanlar var ve ben de onlardan biri olacağım. Ya bari hediye falan alın insafsızlar, Dünya Çevirmenler Günü mü kutlayın! Tamam, hediye almayın ama ne bileyim bari 'kutlu olsun' deseniz?
Peki lan onu da yapmayın.
Ice Tea Kırmızı meyveli var ya, nasıl da güzel var. Çok güzel yapmışlar ha tiryaki olunur o derece. Koli koli aldım eve ooh her saat başı içerim artık.
Uykusuzluktan gözlerim görmüyor artık. Yarın ki dersin 16.15te olması kadar güzel bir olay olamaz bence. En fazla güzel.
Öyle bir koşuşturmaca ki üç gündür, yorgunluğum gözlerimden, hatta bütün organlarımdan fark ediliyor. O kadar dersten sonra spor salonuna gidilmezmiş meğer, bugün anladım. Hoop diye bayılacağım sanki, öyle bir halsizlik bu bendeki.. Ancak okumam ve çevirmem gereken o kadar çok metin var ki artık uykular bana haram sanırsam. Peki madem.
İ.Ü' ye olan sevgim bir kademe daha arttı! Üniversitemin bahçesini seviyorum, bahçedeki insanları daha bir seviyorum. Bugün daha bir anladım neden insanlar okula derse girmeye değil de bahçede oturmaya geliyormuş. Ben de saatlerce o bahçede oturabilirdim bugün, hiç sorun olmaz valla bak.
Bence bazı insanlar haddinden fazla güzel/yakışıklı. Yani o kadar güzeller ki fazla güzeller işte. Ve bazıları da fazla güzel gülüyor, gülümsüyor. Amma çok 'fazla' dedim; ama resmen fazla yani. Eğer biri gelip sadece "Naber?" dediğinde ben kalp krizi geçiriyor, elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırıyor ve böyle basit bir soruya uzun bir süre cevap veremiyorsam, burada sıkıntı var demektir. Mekanı koşarak terk etmek gerek.
Alpay Erdem' le aramızda, kasarak da olsa ortak bir nokta bulmuş olmanın sevincini yaşıyorum. O kavunlu dondurma sevmiyor; bense kavunlu nargile. Ortak nokta: kavun.
O değilde bugün (3o eylül) Dünya Çevirmenler Günüymüş. Yani benim de bir günüm var!Hatta bu günün bir de sloganı var ki ben çok sevdim: "Biz çevirmezsek dünya dönmez." O kadar mutlu bir olay ki bu.. Neden bu kadar mutlu bilmiyorum ama öyle işte. Hatta ciddi ciddi bu günü kutlayacak insanlar var ve ben de onlardan biri olacağım. Ya bari hediye falan alın insafsızlar, Dünya Çevirmenler Günü mü kutlayın! Tamam, hediye almayın ama ne bileyim bari 'kutlu olsun' deseniz?
Peki lan onu da yapmayın.
Ice Tea Kırmızı meyveli var ya, nasıl da güzel var. Çok güzel yapmışlar ha tiryaki olunur o derece. Koli koli aldım eve ooh her saat başı içerim artık.
Uykusuzluktan gözlerim görmüyor artık. Yarın ki dersin 16.15te olması kadar güzel bir olay olamaz bence. En fazla güzel.
27 Eylül 2010 Pazartesi
pazartesi
Ben bugün kabine girdim. Evet evet, böyle kulaklıklı mikrofonlu olan simultane çeviri kabini. Hatta çeviri bile yaptım. Her ne kadar kısa süreli basit bir çeviri olsa da kabine ilk girişimdi, güzeldi. Çeviriye başlayana kadar kalbim öyle hızlı atıyordu ki daha çeviremeden kalp krizi geçireceğim sandım oysa çeviriye başlayınca geçiyormuş o endişe.
Havanın sabah yağmurlu ve serin öğleden sonra deli gibi sıcak olması ise hayatımızı zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. Ne giyeceğimizi şaşırdık lan, bir öyle bir böyle, adam ol!
Şu başka şehirden gelen öğrencilere de imrenmiyor değilim açıkçası.. Kiminin Ortaköy'de kiminin Cihangir' de evi var.. Arkadaşlarıyla kalıp, kendi yemeklerini yapıp, kendi evlerini temizliyorlar. Her ne kadar içine girince çok da süper bir hayat olmadığını görmüş olsam da yine dışarıdan bakınca imrenmekten kendimi alamıyorum, bir garibim ben.
Bir başkasının mutsuzluğunun beni mutlu ediyor olması çok canice değil mi? Bence öyle. Tamam mutlu ediyor demeyelim de, az biraz hoşnut ediyor diyelim. Maalesef, doğru. Ne kadar zaman geçerse geçsin insandaki "Oh canıma değsin lan! " hissi kaybolmuyor demek ki, kötü.
İ.Ü bence en kalabalık gününü yaşadı bugün. Hep böyle olsan da biz de biraz eğlensek ya! Özellikle şu saatlerce bahçede aynı noktada aynı bankta oturan ancak hiç derse girmeyen konu mankeni tiplere hastayım. Her dersten çıktığımda onlar yerlerinde bulunca bir başka mutlu oluyorum bak.
Bence bugün Pazartesi değil Cuma. Ben bugün o kadar çok derse girdim ki, işte o kadar çok.. Öyle uzun bir gündü ki bütün bir haftaya bedeldi. Pazartesi' den mümkünse Cumartesi' ye atlasak olmaz mı? Hiç mi olmaz ya? Peki.
Beşiktaş'ta "bsg" adlı kafeyi görünce kahkahalarıma engel olamadım. Ama çok komik değil mi? Yoksa sadece bana mı komik geliyor? Yoksa gerçekten bazen çok gereksiz şeylere mi gülüyorum. Ben bir gidip özeleştiri yapayım.
***Ocak' taki İzmir seyahatimin kesinleşmesi, bugün yarın uçak biletlerimi alacak olmam beni hayata bağlayan bir kaç unsurdan biri sanırsam şu günlerde. Gelsin Ocak, Ocak gelsin!
Havanın sabah yağmurlu ve serin öğleden sonra deli gibi sıcak olması ise hayatımızı zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. Ne giyeceğimizi şaşırdık lan, bir öyle bir böyle, adam ol!
Şu başka şehirden gelen öğrencilere de imrenmiyor değilim açıkçası.. Kiminin Ortaköy'de kiminin Cihangir' de evi var.. Arkadaşlarıyla kalıp, kendi yemeklerini yapıp, kendi evlerini temizliyorlar. Her ne kadar içine girince çok da süper bir hayat olmadığını görmüş olsam da yine dışarıdan bakınca imrenmekten kendimi alamıyorum, bir garibim ben.
Bir başkasının mutsuzluğunun beni mutlu ediyor olması çok canice değil mi? Bence öyle. Tamam mutlu ediyor demeyelim de, az biraz hoşnut ediyor diyelim. Maalesef, doğru. Ne kadar zaman geçerse geçsin insandaki "Oh canıma değsin lan! " hissi kaybolmuyor demek ki, kötü.
İ.Ü bence en kalabalık gününü yaşadı bugün. Hep böyle olsan da biz de biraz eğlensek ya! Özellikle şu saatlerce bahçede aynı noktada aynı bankta oturan ancak hiç derse girmeyen konu mankeni tiplere hastayım. Her dersten çıktığımda onlar yerlerinde bulunca bir başka mutlu oluyorum bak.
Bence bugün Pazartesi değil Cuma. Ben bugün o kadar çok derse girdim ki, işte o kadar çok.. Öyle uzun bir gündü ki bütün bir haftaya bedeldi. Pazartesi' den mümkünse Cumartesi' ye atlasak olmaz mı? Hiç mi olmaz ya? Peki.
Beşiktaş'ta "bsg" adlı kafeyi görünce kahkahalarıma engel olamadım. Ama çok komik değil mi? Yoksa sadece bana mı komik geliyor? Yoksa gerçekten bazen çok gereksiz şeylere mi gülüyorum. Ben bir gidip özeleştiri yapayım.
***Ocak' taki İzmir seyahatimin kesinleşmesi, bugün yarın uçak biletlerimi alacak olmam beni hayata bağlayan bir kaç unsurdan biri sanırsam şu günlerde. Gelsin Ocak, Ocak gelsin!
26 Eylül 2010 Pazar
iflah olmaz romantik.
Hafta sonları formasyonum, hafta içleri her gün dersim ve hatta alttan da iki tane fazladan dersim olmasına rağmen içimde garip bir huzur var. Sanki güzel bir şeyler olacak. Olmazsa sinirlenirim ama ona göre.
Bence browni intense' le aramızdaki aşk öyle büyük ki, başka kimselere bir şey hissedememe sebebim bu olabilir. Browni, aşk hayatımı kötü etkiliyorsun çık git. Yok gitme lan, dur. Sensiz yaşayamam.
Yıllardır insanlar benim taşıdığım çantalarla alay etmişlerdir. Direk çantayla değil de içinde taşıdıklarımdan dolayı. Benim çantam nedense hep ağır oluyor. İçine hiçbir şey koymasam da ağır o çanta. Ben de alıştım ağır taşımaya, hafif olunca yadırgıyorum haliyle. Hatta lisede arkadaşlarım, çantamda çok eski kitaplar ya da ceset falan taşıdığımı bile iddia etmişlerdi. Evet evet, ceset. Yıllar geçti ve benim çantam hala ağır. Bazı şeyler hiç değişmiyor lan.
Cemetery Junction diye bir film izledim dün. O filmi izleyince aniden trene atlayıp gitmek istiyor insan. Yanında 'o' olacak, bir de birkaç parça eşya, sonra trene son anda yetişip bilmediğin bir yere gideceksin. Ne zaman döneceğini, ne zaman nerede olacağını sen dahil kimselere bilmeyecek. Filmi izledim, ben de gidecektim de zor tuttular, valla bak.
Mesela bazen çantamdan oradan buradan bisküvi kırıntıları çıkardı. Buna bir son verdim. Artık yarım kalmış bisküvileri bir şekilde yok edip çantama kat'iyen koymuyorum. O kırıntılar sonra ufalanıyor, temizlenmesi imkansız bir duruma geliyor falan. Hadi ama hepinizin başına gelmiştir eminim.
Bizim Kadıköy'deki Karga'da Cenk Taner konseri olması fakat konserin 22'de başlıyor olması nedeniyle benim gidemiyor olmam, beni hüzünlere boğuyor. Kaç gündür bunu düşünmekten uyuyamıyorum. Bir başka zaman bir başka yerde o halde..
Eskiden uyumak için ciddi ciddi koyun saydığımı bilirim. Artık başımı yastığa koyar koymaz geçiyorum kendimden. Demek ki hayat beni gerçekten yormuş ve yaşlandırmış, buradan bunu çıkarttım şimdi.
"Sen iflah olmaz bir romantiksin." dedi ya, işte ben o an bittim.
Bence browni intense' le aramızdaki aşk öyle büyük ki, başka kimselere bir şey hissedememe sebebim bu olabilir. Browni, aşk hayatımı kötü etkiliyorsun çık git. Yok gitme lan, dur. Sensiz yaşayamam.
Yıllardır insanlar benim taşıdığım çantalarla alay etmişlerdir. Direk çantayla değil de içinde taşıdıklarımdan dolayı. Benim çantam nedense hep ağır oluyor. İçine hiçbir şey koymasam da ağır o çanta. Ben de alıştım ağır taşımaya, hafif olunca yadırgıyorum haliyle. Hatta lisede arkadaşlarım, çantamda çok eski kitaplar ya da ceset falan taşıdığımı bile iddia etmişlerdi. Evet evet, ceset. Yıllar geçti ve benim çantam hala ağır. Bazı şeyler hiç değişmiyor lan.
Cemetery Junction diye bir film izledim dün. O filmi izleyince aniden trene atlayıp gitmek istiyor insan. Yanında 'o' olacak, bir de birkaç parça eşya, sonra trene son anda yetişip bilmediğin bir yere gideceksin. Ne zaman döneceğini, ne zaman nerede olacağını sen dahil kimselere bilmeyecek. Filmi izledim, ben de gidecektim de zor tuttular, valla bak.
Mesela bazen çantamdan oradan buradan bisküvi kırıntıları çıkardı. Buna bir son verdim. Artık yarım kalmış bisküvileri bir şekilde yok edip çantama kat'iyen koymuyorum. O kırıntılar sonra ufalanıyor, temizlenmesi imkansız bir duruma geliyor falan. Hadi ama hepinizin başına gelmiştir eminim.
Bizim Kadıköy'deki Karga'da Cenk Taner konseri olması fakat konserin 22'de başlıyor olması nedeniyle benim gidemiyor olmam, beni hüzünlere boğuyor. Kaç gündür bunu düşünmekten uyuyamıyorum. Bir başka zaman bir başka yerde o halde..
Eskiden uyumak için ciddi ciddi koyun saydığımı bilirim. Artık başımı yastığa koyar koymaz geçiyorum kendimden. Demek ki hayat beni gerçekten yormuş ve yaşlandırmış, buradan bunu çıkarttım şimdi.
"Sen iflah olmaz bir romantiksin." dedi ya, işte ben o an bittim.
23 Eylül 2010 Perşembe
türk kahvesi.
Bence mutluluğun en basit yolu türk kahvesi ve lokumdan geçer. Bir de yanında tatlı sucuk varsa düz duvara tırmanırsınız. Gece uyku yok bana o halde.
En korkunç olay ise 2 saat yol gidip Asya' dan Avrupa'ya geçip kıtalar aşıp gittiğiniz okulunuzda ders iptalini öğrenmek olabilir. O an her şey boş gelir mesela. Sonra 'amaan o halde gezelim' der bu korkunç durumu bir nebze güzelleştirmeye çalışırsınız.
Zamanın hızla geçmesine bir örnek daha.. Ben geçen sene tam bugün İspanya' daydım. Ev bakmış, otele yerleşmiş Oviedo' yu gezmiştik. Vay anasını.. Ciddi duygulanıyorum lan. 6 ay her günümü birlikte geçirdiğim, birlikte içtiğim insan bir de İstanbul' a kadar gelip bana haber vermiyor hatta attığım mesaja cevap vermiyor ya işte ona bir sinirleniyorum, kızıyorum..
Şimdiki Öykü' den ne kadar farklıydım geçen sene bugün, ne kadar eksik ne kadar tamdım bilmiyorum ama, hala bir noksanlık hissediyorum nedenini bilmeksizin..
Orda burda karşılaşıp muhabbet ettiğim ispanyollar yahut arjantinliler ise bir başka mutluluk kaynağı benim için. Evet galiba yapmaktan en çok zevk duyduğum eylem ispanyolca konuşmak, buna karar verdim.
Bugün dilime dolanan şarkıyı da öncelikle kendime sonra da birilerine yolluyorum.. O birileri kendilerini bilir.
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın.
En korkunç olay ise 2 saat yol gidip Asya' dan Avrupa'ya geçip kıtalar aşıp gittiğiniz okulunuzda ders iptalini öğrenmek olabilir. O an her şey boş gelir mesela. Sonra 'amaan o halde gezelim' der bu korkunç durumu bir nebze güzelleştirmeye çalışırsınız.
Zamanın hızla geçmesine bir örnek daha.. Ben geçen sene tam bugün İspanya' daydım. Ev bakmış, otele yerleşmiş Oviedo' yu gezmiştik. Vay anasını.. Ciddi duygulanıyorum lan. 6 ay her günümü birlikte geçirdiğim, birlikte içtiğim insan bir de İstanbul' a kadar gelip bana haber vermiyor hatta attığım mesaja cevap vermiyor ya işte ona bir sinirleniyorum, kızıyorum..
Şimdiki Öykü' den ne kadar farklıydım geçen sene bugün, ne kadar eksik ne kadar tamdım bilmiyorum ama, hala bir noksanlık hissediyorum nedenini bilmeksizin..
Orda burda karşılaşıp muhabbet ettiğim ispanyollar yahut arjantinliler ise bir başka mutluluk kaynağı benim için. Evet galiba yapmaktan en çok zevk duyduğum eylem ispanyolca konuşmak, buna karar verdim.
Bugün dilime dolanan şarkıyı da öncelikle kendime sonra da birilerine yolluyorum.. O birileri kendilerini bilir.
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın.
22 Eylül 2010 Çarşamba
getting over.
Bazen üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, başka neler yaşanırsa yaşansın ne tecrübeler edinirsek edinelim bazı olayları aşamıyoruz. Aştığımızı sanıyoruz da kendimizi kandırıyoruz falan.
Mesela uzun zaman düşünmekten kaçınıyoruz, aklımıza gelmesin diye kendimizi semtlerden, müziklerden, filmlerden, insanlardan uzak tutuyoruz. Ama işte oluyor ya bir gün bir yerden,koltuğun arasından küçük bir düğme çıkıyor falan. Sonra hayda otur düşün de düşün.. Bitmek bilmez düşünceler başlasın, esikleri kurcalamalar, 'neden' diye sormalar, kendini, onu, bunu suçlamalar ve daha nice sorunlu eylem..
Bir arkadaşı kaybetmek, bir kavgayı hazmetmek, bir sevgiliyi terk etmek, herhangi bir başarısızlığı sindirmek yahut terk edilmek, aldatılmak mesela küçük düşmek belki de aklınıza gelebilecek komik küçük bir olay olsun, üstünden yıllar geçsin, siz onu unuttuğunuzu sanın.. Sonra hop diye fırlasın o derinlere gömdüğünüz yerden. Yıllar olayları eskitir ama yok edemez, etmeyecek.
Mesela uzun zaman düşünmekten kaçınıyoruz, aklımıza gelmesin diye kendimizi semtlerden, müziklerden, filmlerden, insanlardan uzak tutuyoruz. Ama işte oluyor ya bir gün bir yerden,koltuğun arasından küçük bir düğme çıkıyor falan. Sonra hayda otur düşün de düşün.. Bitmek bilmez düşünceler başlasın, esikleri kurcalamalar, 'neden' diye sormalar, kendini, onu, bunu suçlamalar ve daha nice sorunlu eylem..
Bir arkadaşı kaybetmek, bir kavgayı hazmetmek, bir sevgiliyi terk etmek, herhangi bir başarısızlığı sindirmek yahut terk edilmek, aldatılmak mesela küçük düşmek belki de aklınıza gelebilecek komik küçük bir olay olsun, üstünden yıllar geçsin, siz onu unuttuğunuzu sanın.. Sonra hop diye fırlasın o derinlere gömdüğünüz yerden. Yıllar olayları eskitir ama yok edemez, etmeyecek.
21 Eylül 2010 Salı
nothing is irreversible.
12 saat uyuyan insandan gün boyu hayır gelmez benden söylemesi. En büyük örnek benim işte karşınızda. O kapı çalmasaydı daha da uyurdum da neyse.. Öğlen birdi bilgisayar başına oturup Lost un son sezonu izlemeye başlayalı. Akşam 10 olmuştu sezon bittiğinde. Galiba beynim büyük hasar gördü. Ama Lost u bitirmeliydim. O kadar sezon izledikten sonra öylece duramazdım, bu benim görevimdi. Buraya Lost izlemek için gönderildim. Lan dur yok öyle bir şey, yan etkiler kendini gösteriyor o kadar.
Bence en tehlikeli insan 12 saat uyuduktan sonra 9 saat bilgisayar ekranına durmadan bakan insandır. Kendisine ve etrafındakilere zararı büyüktür. Bir kere kim bilir ne kadar radyasyon yedim bunca saat. Sonra insan tembelleştikçe tembelleşiyor ve mutfağa gidip su içmek büyük bir sorun haline geliyor. İnsanlar adada ışığı kapatıyor, ışığı açıyor, zaman yolculuğu yapıp ölüyorlar falan ben mutfağa gidip su içemiyorum.
En büyük gerginliğim kuaförlerde, kuaför saçımı yaparken onunla konuşmak zorunda kalmamdır. Adam, n'olur ikimizde konuşmasak, sen saçımı kessen ben de susarak izlesem sonra da usulca evime dönsem. Nedir bu soru sorma isteği ha bir de kulağımın dibine fön makinasını koymuşken seni duymamı bekliyorsun ya, işte ona şaşarım en çok. Sırf zorunlu konuşma gerginliği yüzünden kuaförlere gitmez, taksilere binmez oldum. Evden çıkmaz, mutfağa gidip su içemez, mangal yapamaz oldum. İsyanım büyük a dostlar.
Bence en tehlikeli insan 12 saat uyuduktan sonra 9 saat bilgisayar ekranına durmadan bakan insandır. Kendisine ve etrafındakilere zararı büyüktür. Bir kere kim bilir ne kadar radyasyon yedim bunca saat. Sonra insan tembelleştikçe tembelleşiyor ve mutfağa gidip su içmek büyük bir sorun haline geliyor. İnsanlar adada ışığı kapatıyor, ışığı açıyor, zaman yolculuğu yapıp ölüyorlar falan ben mutfağa gidip su içemiyorum.
En büyük gerginliğim kuaförlerde, kuaför saçımı yaparken onunla konuşmak zorunda kalmamdır. Adam, n'olur ikimizde konuşmasak, sen saçımı kessen ben de susarak izlesem sonra da usulca evime dönsem. Nedir bu soru sorma isteği ha bir de kulağımın dibine fön makinasını koymuşken seni duymamı bekliyorsun ya, işte ona şaşarım en çok. Sırf zorunlu konuşma gerginliği yüzünden kuaförlere gitmez, taksilere binmez oldum. Evden çıkmaz, mutfağa gidip su içemez, mangal yapamaz oldum. İsyanım büyük a dostlar.
20 Eylül 2010 Pazartesi
Gitme dur, mangal yaparız belki.
Yasemin kokulu bir yaz akşamında, esmer tenlerden, omuzlardan, boyunlardan kışın soğuğu ortasında kar beyazı vücutlarda bulsak ya kendimizi.
Yeşille başladığımız resmimize biraz mavi biraz sarı katsak da güneş olsa deniz olsa,
Öyle tarihi bir şarap içsek ki, kokusundan sarhoş olsak, ayılamasak yıllarca ve ayıldığımızda çok geç olsa,
Bir kitabı sonundan başlasak okumaya, sonra bütün başlar son olsa,
Jazz dinlerken araya tekno girse sonunda hip hop la çıksak,
Fransa' ya giderken yolumuzu şaşırıp kendimizi İspanya' da bulsak ve dönmesek,
Şu hani güneş varken, aynı anda yağan yağmur olsak, bütün güneşleri kurutsak,
Polisiye okurken araya yanlışlıkla karışan aşk romanı olsak,
Kavga ederken susa kalsak, öyle kahkaha atsak ki gözümüzden yaş gelse,
Güzel olmaz mıydı?
Yeşille başladığımız resmimize biraz mavi biraz sarı katsak da güneş olsa deniz olsa,
Öyle tarihi bir şarap içsek ki, kokusundan sarhoş olsak, ayılamasak yıllarca ve ayıldığımızda çok geç olsa,
Bir kitabı sonundan başlasak okumaya, sonra bütün başlar son olsa,
Jazz dinlerken araya tekno girse sonunda hip hop la çıksak,
Fransa' ya giderken yolumuzu şaşırıp kendimizi İspanya' da bulsak ve dönmesek,
Şu hani güneş varken, aynı anda yağan yağmur olsak, bütün güneşleri kurutsak,
Polisiye okurken araya yanlışlıkla karışan aşk romanı olsak,
Kavga ederken susa kalsak, öyle kahkaha atsak ki gözümüzden yaş gelse,
Güzel olmaz mıydı?
19 Eylül 2010 Pazar
anbean.
Her an aynı güçte hissetmiyor insan kendini. Çok zayıf düştüğü anlar da oluyor. Başaramayacağını düşündüğü olaylar karşısında, çözemeyeceğini sandığı problemler karşısında direnç göstermeyip kaçmayı yeğliyor. Oysa daha önceki başarılarını, daha önce nasıl da güçlü olduğunu bir anımsasa, durum o kadar zor olmayacaktır.
Her an aynı güzellikte doğmuyor gün. Aynı güzellikte de batmıyor bazen. Gözler sadece çirkinlikleri görüyor, hayata lanet ediliyor falan. Belki de bir sonraki gün çok daha güzel çok daha şanslı geçektir. İnsan lanet etmeden önce bir düşünmeli önceki günlerini.
Her an aynı duygular hissedilmiyor. Mutluluk, hüzün, acı, endişe hiç biri sürekli duygular olmuyor. Hatta bazen insan hiçbirini hissetmiyor ki en tehlikelisi de bu olsa gerek.
Her an dönmüyor dünya, bir an duruveriyor. Benim dünyam dururken belki sizinki dönüyor; çünkü her an eşit şartları paylaşmıyoruz biz insan oğulları.
Her an aynı müzik dinlenmiyor, aynı film izlenmiyor, aynı kitap okunmuyor. Dün okuduğunuzu bugün beğenmiyor, bugün dinlediğinizi yarın dinlemiyorsunuz. Yani zevkler her an aynı kalmıyor.
Her an aynı insanlar olmuyoruz. Bir gün geliyor kendimizi tanıyamıyoruz. Etrafımızdakiler bizi şaşırtmaya devam ediyor falan. Değişiyoruz, anbean.
Her an aynı güzellikte doğmuyor gün. Aynı güzellikte de batmıyor bazen. Gözler sadece çirkinlikleri görüyor, hayata lanet ediliyor falan. Belki de bir sonraki gün çok daha güzel çok daha şanslı geçektir. İnsan lanet etmeden önce bir düşünmeli önceki günlerini.
Her an aynı duygular hissedilmiyor. Mutluluk, hüzün, acı, endişe hiç biri sürekli duygular olmuyor. Hatta bazen insan hiçbirini hissetmiyor ki en tehlikelisi de bu olsa gerek.
Her an dönmüyor dünya, bir an duruveriyor. Benim dünyam dururken belki sizinki dönüyor; çünkü her an eşit şartları paylaşmıyoruz biz insan oğulları.
Her an aynı müzik dinlenmiyor, aynı film izlenmiyor, aynı kitap okunmuyor. Dün okuduğunuzu bugün beğenmiyor, bugün dinlediğinizi yarın dinlemiyorsunuz. Yani zevkler her an aynı kalmıyor.
Her an aynı insanlar olmuyoruz. Bir gün geliyor kendimizi tanıyamıyoruz. Etrafımızdakiler bizi şaşırtmaya devam ediyor falan. Değişiyoruz, anbean.
18 Eylül 2010 Cumartesi
Bütün aylar Ocak olsun.
Bir yaz tatilinin sonuna daha geldik. Pazartesi çok sevdiğim okulum başlıyor, nasıl heyecanlıyım anlatamam, hıhı evet. Okulların açılması ile Mü' ye de veda ediyorum. Tamam 'veda' ağır kaçtı; ama hoş duygular barındırmıyorum şu an içimde maalesef. İnsanın bir parçasının uzağa gitmesi, her ne kadar o parçanın mesafe ne olursa olsun size ulaşacağını bilseniz de insana koyuyormuş meğer. Tabi geçici olsa da şu bir aylık sürede biz koşullarımıza alıştık, her hafta görüşmeye, gezmeye tozmaya.. Ama Ocak bir gelsin, işte o zaman ben İzmir'e Mü'ye gideceğim. O zaman her ay Ocak olsun.
Şu son bir ay gerçekten hayatımın en güzel zamanlarındandı. O kadar boş oturarak sıkılarak geçirdiğim yazımın en bir güzel ayıydı. Son bir ayımı güzelleştiren bütün insanlara teker teker teşekkür etmek isterim de zor olur biliyor musun ya. Onlar zaten bilir beni. Ama işte şimdi yazın bitmesi, Mü'nün memleketine geri dönecek olması, okulların açılıyor olması derken beni bir hüzün sarmış sormayın gitsin. Feci Ezginin Günlüğü dinleyip depresyon ortamı hazırlıyorum kendime, biri bana 'dur' desin lan.
Benim anneannemin içine İngiliz kaçmış. Bugün ojelerimin rengini beğenmediğini göstermek için "oeuoow" gibi bir tepki verdi, işte o zaman anladım hamurumuzda İngiliz'lik var bizim sonra anneannemi daha bir çok sevdim. Dünyanın en şeker kadınıdır o laf aramızda.
İspanya' dan sonra ilk defa bu mide bulantısına merhaba dedim. Demek ki İspanya'dan sonra ilk defa bu kadar çok ve karışık içmişim. Zaten 2 gündür erasmus hayatı yaşıyorum. Her şey Üstün'lerdeki geceyle başladı. O geceye zaten ayrıca bir değinmek istiyorum da.. "O son votkayı içmeyecektim." cümlesini kurmamışım bak uzun zamandır, onu anladım. Bir de o mideye dün rakı ve şarap da eklenince işte alın size iğrenç bir karışım, mide hala kendine gelemedi ya zaten.
Olur öyle arada ya, dağıtmak lazım ara sıra.
Yeni bir şeyler başlarken fena geriliyorum. Stresten patlayabilirim bile şu an, yaklaşmayın bana çok.
Şu son bir ay gerçekten hayatımın en güzel zamanlarındandı. O kadar boş oturarak sıkılarak geçirdiğim yazımın en bir güzel ayıydı. Son bir ayımı güzelleştiren bütün insanlara teker teker teşekkür etmek isterim de zor olur biliyor musun ya. Onlar zaten bilir beni. Ama işte şimdi yazın bitmesi, Mü'nün memleketine geri dönecek olması, okulların açılıyor olması derken beni bir hüzün sarmış sormayın gitsin. Feci Ezginin Günlüğü dinleyip depresyon ortamı hazırlıyorum kendime, biri bana 'dur' desin lan.
Benim anneannemin içine İngiliz kaçmış. Bugün ojelerimin rengini beğenmediğini göstermek için "oeuoow" gibi bir tepki verdi, işte o zaman anladım hamurumuzda İngiliz'lik var bizim sonra anneannemi daha bir çok sevdim. Dünyanın en şeker kadınıdır o laf aramızda.
İspanya' dan sonra ilk defa bu mide bulantısına merhaba dedim. Demek ki İspanya'dan sonra ilk defa bu kadar çok ve karışık içmişim. Zaten 2 gündür erasmus hayatı yaşıyorum. Her şey Üstün'lerdeki geceyle başladı. O geceye zaten ayrıca bir değinmek istiyorum da.. "O son votkayı içmeyecektim." cümlesini kurmamışım bak uzun zamandır, onu anladım. Bir de o mideye dün rakı ve şarap da eklenince işte alın size iğrenç bir karışım, mide hala kendine gelemedi ya zaten.
Olur öyle arada ya, dağıtmak lazım ara sıra.
Yeni bir şeyler başlarken fena geriliyorum. Stresten patlayabilirim bile şu an, yaklaşmayın bana çok.
15 Eylül 2010 Çarşamba
kadıköy.
Kafamın içi bağrışmalarla dolu. Bir insanın bir insana bağırmasından daha aptal bir olay varsa iki insanın aynı anda birbirine bağırmasıdır. Çünkü cümlelerimiz havada uçuşurken değil birbirimizin dediklerini kendi dediğimizi bile duymuyorduk, sadece cümle kuruyorduk. Sonra sessizlik geldi. Gözyaşı falan. Sıradan şeyler, normal basit olaylar. Günlük hayatın parçaları işte. Gitmek gerek, çok uzak değil sadece şu dört duvar arasından çıkayım bırakın.
Bazen bazı şeyler çok sizsinizdir ya hani, kendinizi bir şeyle bağdaştırırsınız.. En küçük bir şey, kıyafet, kitap, film ya da bir şarkı.. İşte bunlardan biri Ezginin Günlüğü' nden 'Kadıköy' adlı parçadır. Şarkı, klip, Kadıköy, rıhtım, minibüsler falan derken insan benimsiyor bazı şeyleri. Zaten adı Kadıköy parçanın, başka ne olabilirdi ki? Kadıköy bana ev gibi.
Bazen çok şeyler tutuyoruz içimizde. Söylemiyoruz, söyletmiyoruz. Yeri geliyor acı çekiyoruz ama susuyoruz. Hatta kimi zaman acı çektiriyoruz da yine susuyoruz. Mesela çaba sarf etmiyoruz. "Elimden gelen budur." deyip kenara çekiliyoruz. Hayat bir garip lan. Elimizden aslında çok şey gelir zamanlarda bir şey yapmıyoruz; ama bir gün çok şey yapmayı isteyip harbiden yapamayacağız.
Bugün de size 'Kadıköy' adlı parçayla veda etmek isterim.
"Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
Geçmem bir daha Kadıköy’den.."
Bazen bazı şeyler çok sizsinizdir ya hani, kendinizi bir şeyle bağdaştırırsınız.. En küçük bir şey, kıyafet, kitap, film ya da bir şarkı.. İşte bunlardan biri Ezginin Günlüğü' nden 'Kadıköy' adlı parçadır. Şarkı, klip, Kadıköy, rıhtım, minibüsler falan derken insan benimsiyor bazı şeyleri. Zaten adı Kadıköy parçanın, başka ne olabilirdi ki? Kadıköy bana ev gibi.
Bazen çok şeyler tutuyoruz içimizde. Söylemiyoruz, söyletmiyoruz. Yeri geliyor acı çekiyoruz ama susuyoruz. Hatta kimi zaman acı çektiriyoruz da yine susuyoruz. Mesela çaba sarf etmiyoruz. "Elimden gelen budur." deyip kenara çekiliyoruz. Hayat bir garip lan. Elimizden aslında çok şey gelir zamanlarda bir şey yapmıyoruz; ama bir gün çok şey yapmayı isteyip harbiden yapamayacağız.
Bugün de size 'Kadıköy' adlı parçayla veda etmek isterim.
"Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
Geçmem bir daha Kadıköy’den.."
13 Eylül 2010 Pazartesi
insan uyumaz bazen; düşünür.
Ahh beklemek.. İnsanın ömründen ömür götürüyor. Planlar, programlar, hedefler, amaçlar aslında şu an hepsi de birer zırvalıktan ibaret gözümde. Boş, sanki bomboşum. İçimdeki bütün heyecanları, bütün hislerimi ve sinirlerimi aldırmış gibi bir halim var. Galiba uzun bir süredir çok durağan gidiyor bir şeyler, fazla düz fazla renksiz. Tamam alacalı bulacalı da sevmiyorum ben hayatı ama ana ve ara renkler yerlerinde dursalardı en azından ya?! Hissetmiyorum.
Dengesiz insan oğullarıyız bizler. Bir günümüz bir günümüze uymuyor ki.. Değil uymak, bir günümüz diğerinin tamamen zıttı oluyor, o kadar bir dengesiziz. Zaman deseniz insanı yıpratıyor, yoruyor, tembelleştiriyor. Hepimizin belli yükleri var ve o yükler git gide hafifleşmek yerine ağırlaşıyor. Daha ne kadar dayanırız bilmiyorum.
Ha neden bu kadar karamsar bir yazı yazdığımı sorsanız cevabı yine bilemezdim. Tek bildiğim çok da kötü durumlarda olmamamıza rağmen sürekli söyleniyor olduğumuz. İnsanların değerini bilmeyip birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, bilmiyoruz ki o kuyuya düşen kendimiz olacağız.
Sözleri sindire sindire dinlenilmesi gereken bir Mfö şarkısını kendime ve Üstün' e yolluyorum.
"Güneş doğar, güneş batar.
Ama insan uyumaz bazen; düşünür..
..
Deniz masmavidir, ne güzel..
Ama insanlar görmez bazen.
Şiirler, şarkılar, masallar..
Ama insanlar duymaz bazen."
Dengesiz insan oğullarıyız bizler. Bir günümüz bir günümüze uymuyor ki.. Değil uymak, bir günümüz diğerinin tamamen zıttı oluyor, o kadar bir dengesiziz. Zaman deseniz insanı yıpratıyor, yoruyor, tembelleştiriyor. Hepimizin belli yükleri var ve o yükler git gide hafifleşmek yerine ağırlaşıyor. Daha ne kadar dayanırız bilmiyorum.
Ha neden bu kadar karamsar bir yazı yazdığımı sorsanız cevabı yine bilemezdim. Tek bildiğim çok da kötü durumlarda olmamamıza rağmen sürekli söyleniyor olduğumuz. İnsanların değerini bilmeyip birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, bilmiyoruz ki o kuyuya düşen kendimiz olacağız.
Sözleri sindire sindire dinlenilmesi gereken bir Mfö şarkısını kendime ve Üstün' e yolluyorum.
"Güneş doğar, güneş batar.
Ama insan uyumaz bazen; düşünür..
..
Deniz masmavidir, ne güzel..
Ama insanlar görmez bazen.
Şiirler, şarkılar, masallar..
Ama insanlar duymaz bazen."
11 Eylül 2010 Cumartesi
gittik, geldik.
Yolculuklar sonrası eve dönüşler kesinlikle yalnızlıkları dahil ederler içlerine, o bir kesin.
Yıllar sonrası tren yolculuğu yapmanın da tadı bir başka şimdi. Yemek vagonunda otururken kendi yeri olmasına rağmen gelip karşıma oturan, ben "Ama burası dolu." deyince hiçbir şey demeden kalkıp giden çocuğu bulsam soracağım tek soru "Before Sunrise' ı izledin mi?" olurdu.
Bayram' ı ilk kez bu kadar dolu dolu yaşadım galiba. Ankara, seni sevmiyorum ama sevdiklerimin hatırına katlandım sana. Böyle kalabalık aile olmayı özlemişim. Daha burnumun dibindeki akrabalarımla görüşmezken uzaktakilerle avunmak iyi geliyor.
Kuzenimin çocuğu benim neyim olur bilmiyorum fakat ben o çocuğu galiba sevgimle boğdum. 5 yaşındaki velet bayramımın en eğlenceli kısmını oluşturdu. Yeri geldi evcilik oynadık, yeri geldi sırtımda taşıdım ben onu ama çok bir eğlendim. Annelik içgüdülerimi kabarttı lan bu velet benim.
3 günde 10 kilo almış olabilirim. Tartılmıyorum; çünkü korkuyorum. Acil spor salonuna ziyarete gitmem gerek benim. Dünyanın yemeğini yedik yahu. Bayram denince akla yemek, çikolata falan geliyor tabi. Bu düşünce bizim ailede tamamen genetikmiş onu gördüm.
İstanbul' da yaşayan bir insanı başka hiçbir şehir kesmiyormuş ha. Hepsi böyle küçük köy, kasaba gibi geliyormuş insana. Bir kere Ankara senin hiç şansın yok, denizin yok ulan!
Bir de kuzen güzel şeymiş. Kuzen özlemi çeken bir insan olarak 3 kuzenimin arasına düşünce keyfim yerine geldi, neşelendim. Ben onları yılda bir anca görsem de onlar benim kuzenimdir.
Bayram harçlıkları sayesinde Scorpions için gereken parayı elde etmiş bulunmaktayım bir de babadan iznimi koparsam işte o zaman dünyalar benim olacak!
Yıllar sonrası tren yolculuğu yapmanın da tadı bir başka şimdi. Yemek vagonunda otururken kendi yeri olmasına rağmen gelip karşıma oturan, ben "Ama burası dolu." deyince hiçbir şey demeden kalkıp giden çocuğu bulsam soracağım tek soru "Before Sunrise' ı izledin mi?" olurdu.
Bayram' ı ilk kez bu kadar dolu dolu yaşadım galiba. Ankara, seni sevmiyorum ama sevdiklerimin hatırına katlandım sana. Böyle kalabalık aile olmayı özlemişim. Daha burnumun dibindeki akrabalarımla görüşmezken uzaktakilerle avunmak iyi geliyor.
Kuzenimin çocuğu benim neyim olur bilmiyorum fakat ben o çocuğu galiba sevgimle boğdum. 5 yaşındaki velet bayramımın en eğlenceli kısmını oluşturdu. Yeri geldi evcilik oynadık, yeri geldi sırtımda taşıdım ben onu ama çok bir eğlendim. Annelik içgüdülerimi kabarttı lan bu velet benim.
3 günde 10 kilo almış olabilirim. Tartılmıyorum; çünkü korkuyorum. Acil spor salonuna ziyarete gitmem gerek benim. Dünyanın yemeğini yedik yahu. Bayram denince akla yemek, çikolata falan geliyor tabi. Bu düşünce bizim ailede tamamen genetikmiş onu gördüm.
İstanbul' da yaşayan bir insanı başka hiçbir şehir kesmiyormuş ha. Hepsi böyle küçük köy, kasaba gibi geliyormuş insana. Bir kere Ankara senin hiç şansın yok, denizin yok ulan!
Bir de kuzen güzel şeymiş. Kuzen özlemi çeken bir insan olarak 3 kuzenimin arasına düşünce keyfim yerine geldi, neşelendim. Ben onları yılda bir anca görsem de onlar benim kuzenimdir.
Bayram harçlıkları sayesinde Scorpions için gereken parayı elde etmiş bulunmaktayım bir de babadan iznimi koparsam işte o zaman dünyalar benim olacak!
6 Eylül 2010 Pazartesi
düşün.Mü.yor.um.
Tam da evimde oturup asosyalleşmeye karar vermiştim ki kendimi hayatımın en sosyal günlerinde buldum. Kaç gündür eve sadece akşamları gelip yemek yiyip uyuyuyor, sabahın köründe dışarı çıkıp işime(!) gidiyordum. Çağdaş Drama Derneği' ne buradan teşekkürlerimi iletmek isterim. Bana unutamayacağım güzel günler yaşattı. Bana ilk iş tecrübemi ve onun yanında da bir sürü insan kazandırdı. Cumartesi akşamı konferansın bitme partisi olarak da bizi tekne gezisine çıkardı. İstanbul' un güzelliğine söyleyecek söz yok zaten. Ayrıca akşam 7'den 11' e kadar da yerimizde bir an oturmadan dans edip eğlendik. Sınırsız içki için de ayrıca teşekkür etmek isterim. Her türlü müziğe ayak uydurabilen bir insan olduğum için jazz da çalsa, tekno da çalsa, halay havası da çalsa ayaktaydım. İspanya' dan sonra ilk defa dans ettim galiba. Teşekkürler Türkiye.
Bu arada orta okul toplantılamız Mü' nün burda olması sayesinde hızla devam ediyor. Ankara' daki arkadaş da gelince tam olduk bu hafta sonu; ancak onu bugün şehrine yolculadık yine eksik kaldı bir yanımız. Dün akşam ise kendimi yine sağımda orta okul arkadaşlarım, solumda lise arkadaşım ve karşımda üniversite arkadaşlarımın olduğu karışık bir grup içinde bulup çokça eğlendim, buradan herkese teşekkür etmek isterdim de çok uzun iş lan.
Yine Eylül' e gelmişiz. Neredeyse ben İspanya' ya gideli bir yıl olacak. Zamanın bu gereksiz hızına şaşırıp kalıyorum bazen. Okul açılıyor, dersler, sınavlar derken kapanıyor. Sonra yeniden açılıyor falan. Galiba artık bu döngüden baya sıkıldım. Ha iş hayatı çok mu zevkli olacak? Yoo. Ama yine de artık o kısma geçmek istiyorum.
Ehliyet sınavı sonucumu bugün almış bulunmaktayım. Motordan 95, ilk yardımdan 97 ve trafikten 100 alarak sonuçlarımı "Bu işi hiç ciddiye almıyorsun, sınavı geçemezsen bir daha seni kursa göndermem." diyen ebeveynlerimin gözüne gözüne soktum. Bir daha konuşmazlar umarım. Bir de direksiyonu halledersem..
Fark ettim ki uzun zamandır kulağımda mp3, Kadıköy sokaklarında yürümemişim. Bugün yaptım. Hava da öyle güzel ki! Arada yağmur falan.. Kulağımda Elliot Smith. Bu havalar e.smith havasıdır, nokta.
Artık biraz evimde oturayım diyorum da ne mümkün çarşamba sabahı trenimize binip gidiyoruz gri şehir Ankara'ya. Ondan sonra zaten okullar açılıyor. Ama biraz sakinliğe, sessizliğe, mp3 üme ve Kadıköy-Moda sokaklarında yalnız kalmaya ihtiyacım var benim!
**Ama ama ama, Mü hep burada kalsın, gitmesin hiç. Zaman daralıyor ve benim içime sıkıntılar girmeye başladı bile. Hayır tamam düşünmüyorum, düşünmüyorum, düşünmüyorum.düşün.Mü.yor.um.
Bu arada orta okul toplantılamız Mü' nün burda olması sayesinde hızla devam ediyor. Ankara' daki arkadaş da gelince tam olduk bu hafta sonu; ancak onu bugün şehrine yolculadık yine eksik kaldı bir yanımız. Dün akşam ise kendimi yine sağımda orta okul arkadaşlarım, solumda lise arkadaşım ve karşımda üniversite arkadaşlarımın olduğu karışık bir grup içinde bulup çokça eğlendim, buradan herkese teşekkür etmek isterdim de çok uzun iş lan.
Yine Eylül' e gelmişiz. Neredeyse ben İspanya' ya gideli bir yıl olacak. Zamanın bu gereksiz hızına şaşırıp kalıyorum bazen. Okul açılıyor, dersler, sınavlar derken kapanıyor. Sonra yeniden açılıyor falan. Galiba artık bu döngüden baya sıkıldım. Ha iş hayatı çok mu zevkli olacak? Yoo. Ama yine de artık o kısma geçmek istiyorum.
Ehliyet sınavı sonucumu bugün almış bulunmaktayım. Motordan 95, ilk yardımdan 97 ve trafikten 100 alarak sonuçlarımı "Bu işi hiç ciddiye almıyorsun, sınavı geçemezsen bir daha seni kursa göndermem." diyen ebeveynlerimin gözüne gözüne soktum. Bir daha konuşmazlar umarım. Bir de direksiyonu halledersem..
Fark ettim ki uzun zamandır kulağımda mp3, Kadıköy sokaklarında yürümemişim. Bugün yaptım. Hava da öyle güzel ki! Arada yağmur falan.. Kulağımda Elliot Smith. Bu havalar e.smith havasıdır, nokta.
Artık biraz evimde oturayım diyorum da ne mümkün çarşamba sabahı trenimize binip gidiyoruz gri şehir Ankara'ya. Ondan sonra zaten okullar açılıyor. Ama biraz sakinliğe, sessizliğe, mp3 üme ve Kadıköy-Moda sokaklarında yalnız kalmaya ihtiyacım var benim!
**Ama ama ama, Mü hep burada kalsın, gitmesin hiç. Zaman daralıyor ve benim içime sıkıntılar girmeye başladı bile. Hayır tamam düşünmüyorum, düşünmüyorum, düşünmüyorum.düşün.Mü.yor.um.
3 Eylül 2010 Cuma
still lovin you.
Tam anlamıyla yorgunluktan ölüyorum ve tam anlamıyla mutluyum. Mihmandarlıklarını yaptığım insanlara gönülden bağlandığımı hissettim. Troussov gibi 27 yaşlarında birinden sonra, 77 ve 58 yaşlarında insanlara rehberlik yapmaktan da ayrı bir zevk alıyorum. H.N'yi dedem gibi gördüm, "Dede!" diyerek boynuna sarılmak istedim. Karısı deseniz en favori kankam şu günlerde neler neler konuştuk,çok muhabbet ettik. Geçen gün hayatımın ilk fısıltı çevirisini yaptım. Heyecanlı ve panik dolu dakikalar geçtikten sonra insan o paniği üzerinden atıyorMUŞ. Ama İlk türkçeden çevirinizi yaparken "Şimdi bedeninizi düşünün, mekanik bir şey." cümlesini ingilizceye "Şimdi DEDEnizi düşünün mekanik bir şey." diye çevirip sonra "Hayır hayır dede değil beden diye düzeltmesini yapabiliyormuşsunuz, normalmiş. Başladık bir şeyler yapmaya. Şimdi gerçekten doğru mesleği seçtiğimi anlıyorum. Benim istediğim tam olarak bu ve bunu bilmenin rahatlığı dünyanın en güzel şeyiymiş.
Bugünkü işim bir o kadar zevkli bir o kadar da yorucuydu. Dedemi ve karısını gezdirmeceydi iş. Sultanahmet, Beyazıt, Kadıköy derken baya bir yürüdük gezdik, doyduk İstanbul'a. Eve 9 gibi döndüğümde artık gözlerim kızarmış, bütün gün İngilizce ve Almanca konuşmanın getirdiği yorgunlukla kendimden geçmiştim.Saydım, sabah 10'dan akşam 5'e kadar sadece İngilizce ve Almanca konuştmuşum. Ve şu an Türkçe dahil hiçbir şey dilde istemiyorum. Yazabilirm sorun yok. Ama bu yorgunluğun getirdiği mutluluk da paha biçilemezmiş orası ayrı.
Ah, insanın anlatacak çok şeyi olunca hangisini anlatacağını bilemediğinden çok bir şey anlatamıyormuş. Bir sindireyim de şu günlerin yorgunluğunu ve mutluluğunu önce ondan sonra elbet bahsederim tekrar tekrar, hatta istemediğiniz kadar.
NoT:Scorpions'ın son konseri de 2 Ekimde imiş. Gitsek süper olurmuş. Duy beni MN.
"If we'd go again
All the way from the start,
I would try to change
The things that killed our love.
...
I'm still lovin you."
Bugünkü işim bir o kadar zevkli bir o kadar da yorucuydu. Dedemi ve karısını gezdirmeceydi iş. Sultanahmet, Beyazıt, Kadıköy derken baya bir yürüdük gezdik, doyduk İstanbul'a. Eve 9 gibi döndüğümde artık gözlerim kızarmış, bütün gün İngilizce ve Almanca konuşmanın getirdiği yorgunlukla kendimden geçmiştim.Saydım, sabah 10'dan akşam 5'e kadar sadece İngilizce ve Almanca konuştmuşum. Ve şu an Türkçe dahil hiçbir şey dilde istemiyorum. Yazabilirm sorun yok. Ama bu yorgunluğun getirdiği mutluluk da paha biçilemezmiş orası ayrı.
Ah, insanın anlatacak çok şeyi olunca hangisini anlatacağını bilemediğinden çok bir şey anlatamıyormuş. Bir sindireyim de şu günlerin yorgunluğunu ve mutluluğunu önce ondan sonra elbet bahsederim tekrar tekrar, hatta istemediğiniz kadar.
NoT:Scorpions'ın son konseri de 2 Ekimde imiş. Gitsek süper olurmuş. Duy beni MN.
"If we'd go again
All the way from the start,
I would try to change
The things that killed our love.
...
I'm still lovin you."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


.jpg)
